• Mevlana

    Kendini Düzelt ki Her şey Düzelsin

    Bir keresinde Hz. Süleyman’ın tahtına tersinden bir rüzgar esti. O da: – Ey rüzgar doğruluktan ayrılmasana, diye onu ikaz etti. Rüzgâr: – Ey Süleyman, asıl sen doğruluktan ayrılma. Sen doğru oldukça ben ters esemem, karşılığını verdi. Sonra Hz. Süleyman bir baktı ki başındaki tacı da eğilmiş… O, tam sekiz defa tacını düzeltti ama her keresinde taç kendiliğinden eğiliyordu. Sonunda taç şöyle dedi: – Beyhude gayreti bırak! Beni yüz kere de doğrultsan sen doğrulmadıkça ben de doğrulmam. Bunun üzerine Hz. Süleyman kendi kalbine nazar etti ve gördü ki orada bir eğrilik var. Hemen tevbe edip onu doğrulttu. Bundan sonra başındaki taç düzeldi. Öyle ki Süleyman denemek için onu kasten eğrilttikçe taç…

  • Mevlana

    Kadın

    “Pertev-i Hakkest an mâşûk nî Halikest an gûyâ mahlûk nî” * Mesnevî, I, 2437 ”Kadın Hakk nurudur. Sevgili değil. Sanki yaratıcıdır, yaratılmış değil”(Mesnevî, I, 2437) ‘kadın, Hak nurudur; sevgili değil…Sanki yaratıcıdır, yaratılmış değil.’ (Mesnevî, 1 / 2437-Veled Çelebi Mesnevî Tecümesi1.c, syf.194)    ‘Kadın.Tanrı ışığıdır, sevgili değil; kadın sanki yaratıcıdır; yaratılmış değil.’ (Mesnevî, I / 2446-Abdülbâki Gölpınarlı Mesnevî Tercümesi I.c,syf.243) ‘O Hakk’ın ışığıdır; sevgili değil. O sanki yaratıcıdır; yaratılmış değildir.’ ( Mesnevî,1 / 2437-Prof.Dr.Adnan Karaismailoğlu Mesnevî Tecümesi 1.c,syf.169) Kadın, sadece bir sevgili değildir, kadın Hakk’ın ışığıdır, nûrudur.Sanki o, mahluk değildir de hâlıktır.’**( Mesnevî,1 / 2437- Şefik Can Mesnevî Tercümesi 1c.syf.165) *Bu beyti eksik ve yanlış yorumlamamalı diye düşünüyorum.  Bazılarının bu beyitten çıkardıkları mânâya göre;…

  • Tasavvuf

    Kabul

    Cüneyd-i Bağdâdî yedi yaşında iken, mektepten gelince babasının ağladığını görüp, sebebini sordu: “Zekât olarak dayın Sırrî-yi Sekâtî’ye birkaç gümüş göndermiştim, almamış. Kıymetli ömrümü, Allah adamlarının, beğenip almadığı gümüşler için geçirmiş olduğuma ağlıyorum.” dedi. Cüneyd-i Bağdâdî; “Babacığım, parayı ver ben götüreyim.” deyip dayısının evine gitti. Kapıyı çaldı. Dayısı, kim olduğunu sorunca; “Ben Cüneyd’im dayıcığım. Kapıyı aç ve babamın zekâtı olan bu gümüşleri al!” dedi. Dayısı; “Almam!” deyince, Cüneyd-i Bağdâdî; “Adl edip babama emreden ve ihsân edip, seni serbest bırakan Allahü teâlâ için al!” dedi. Dayısı; “Allahü teâlâ babana ne emretti ve bana ne ihsân etti?” dedi. Cüneyd-i Bağdâdî; “Babamı zengin yapıp, zekât vermesini emretmekle adâlet eyledi. Seni de fakir yapıp, zekâtı…

  • Mevlana

    Hz.Mevlânâ’nın Yönetim Anlayışı 1

    “Sana ne öğüt vereyim. Sana çobanlık emretmişler; sen kurtluk yapıyorsun. Sana bekçilik emretmişler; sen hırsızlık yapıyorsun. Allah seni sultan yaptı; sen şeytanın sözüyle hareket ediyorsun.”   Hz. Mevlânâ dönemi yöneticilerine gerek sohbet ve davranışları ve gerekse yazdığı mektuplarla daima yol göstermiş, onları halka hizmete, iyiliğe ve adalete davet etmiştir. Selçuklu Sultanı İzzeddin Keykavus II, Hz. Mevlânâ”yı ziyarete gelir. Mevlânâ ona gerektiği gibi iltifat göstermeyip dersi ve öğrencileriyle meşgul olur. Sultan bir süre bekledikten sonra “Mevlânâ hazretleri, bana bir öğüt ver” der. Mevlânâ kendisine sertçe bakarak: “Sana ne öğüt vereyim. Sana çobanlık emretmişler; sen kurtluk yapıyorsun. Sana bekçilik emretmişler; sen hırsızlık yapıyorsun. Allah seni sultan yaptı; sen şeytanın sözüyle hareket ediyorsun.”…

  • Tasavvuf

    Her şey gibi Mucizelerinde bir bedeli vardır!

    Onların gelecekleri yoktur, dönüp tekrar tekrar yaşadıkları geçmişleri vardır… Hz.Salih peygamber olarak gönderilmiş Semud kavmine. “Ey Kavmim” demiş, “« Ey kâvmim, Allah’a kulluk ediniz! O Allah ki, sizin icin O’ndan başka ibâdetedecek hiç bir ilâh yoktur.” Mucize istemiş semudlular, “Mesela şu kaya bir deve doğursun” demişler alayla, kibirle. Onlar bunu der demez, kayanın arkasından bir deve yürümüş gelmiş, “Gördünüz mü?” demiş Hz. Salih,” Allah istediğiniz mucizeyi size gösterdi.” Semudlular pek ikna olmamışlar bu mucizeye, “O deve ordan tesadüfen geldi” demişler ve umursamazca ellerini sallayıp uzaklaşmışlar.   «Dediler ki: Sen de ancak bizim gibi bir insansın » Oysa her şey gibi mucizelerinde bir bedeli varmış. Nerden geldiği anlaşılmayan bu deve çok…

  • Mevlana

    Hz.Mevlana’da Hal Dili

    Hz mevlana’da;”…. Hâl dili, beden dilinden daha geniş bir anlama sahiptir. Hâl dili, kişinin, aşkını, vecdini, çilesini, derûnunda hissettiklerini, diliyle ifade edemediklerini görünüşüyle, tavır ve davranışlarıyla dışa vurmasıdır. Bir mantıkçı kali yani sözü esas alır. Sözün olmadığı yerde mantık güçlü bir şekilde devreye giremez. Hâl dilini okumada ise mantık ancak emârelerden, bir takım ip-uçlarından yola çıkarak kesin olmayan bazı çıkarımlarda bulunabilir. Mistik alan, bilindiği gibi, mantık denetimini taşmaktadır. Hâl dilinde mantıktan ziyade görüş, seziş ve duyuşlar rol oynar. Sûfî, dile ya da herhangi bir geleneksel sanata ihtiyaç duymaz. Çünkü o ve hayatı, Nasr’ın belirttiği gibi, bizzat (hâl) dildir, bizzat sanat eseridir.[1] O, sürekli olarak mânevî müziği, mânevî hâli ve dili…

  • Tasavvuf

     Muhyiddîn-i Arabî de; Öğretmen ve Öğrenci

    Muhyiddîn-i Arabî hazretleri kendinden nasîhat isteyen bir kimseye buyurdu ki: “Ey nefsinin kurtuluşunu isteyen kimse! Her şeyden önce sana lâzım olan, sana kendi ayıb ve kusurlarını gösterecek, seni nefsine itaatten kurtaracak bir üstâd, hoca lâzımdır. Şâyet böyle bir zâtı aramak için uzak memleketlere gideceksen, sana bâzı nasîhatlerde bulunayım. O zatı bulduğun zaman, huzurunda, yıkayıcının elindeki meyyit, ölü gibi ol. Çünkü meyyit, yıkayıcının iradesine göre hareket eder. Yıkayıcı onu istediği tarafa çevirir. Meyyit, yıkayıcıya asla itiraz etmez. Sakın hatırına o zata karşı itiraz gelmesin. Hâlini ondan gizleme ve onun yerine oturma. Elbisesini giyme. Onun huzurunda, kölenin, efendisinin huzurunda oturuşu gibi otur. Sana emrettiği şeyi yap. Sana emrettiği şeyi iyice anla ve…

  • Mevlana

    Mevlevilik’te Edeb

    Edep-Erkân: Tasavvuf yolunun yolcusu, her an, uyurken, uyanıkken, kendisine kendisinden daha yakın olan Rabbinin huzurunda bulunduğunu hatırlayacak, bütün hareketlerini, sözlerini edebe uygun olarak yapacak, söyleyecektir. Direkler anlamına gelen “Erkân” sözü de yol törelerini bildirmektedir; bu bakımdan her hususta, tarikat erkânına da riayet etmesi gerektir. Bu çeşit harekette bulunmayanlar hakkında “Edep erkân bilmez” sözü kullanılır. Edep erenlere Bu deyim, biraz ayıp bir şey söyleneceği, toplulukta bahsedilmemesi gereken utanılacak bir söz edileceği zaman, “Hâşâ huzurdan, hâşâ huzurunuzdan, sözüm meclisten dışarı” deyimleri yerine kullanılır. Edep Ya Hu Edebi edepsizden öğren Tasavvufun en mühim unsurlarından biri, belki de birincisi “Edep”tir. Tasavvufta edep, her şeye ve her hususa teşmil edilmiştir. Ehl-i irfan arasında aradım, kıldım…

  • Tasavvuf

    Edep Yâ HÛ

    Edep tâbiri değişik vesilelerle günlük hayatımızda varlığını gösterir. Hatırımıza gelen bazı tabirleri zikredersek, mesela, bizde ahlâkî duruşuyla saygı uyandıran kişilere müeddep, İlâhî kudretin ve içtimâi (sosyal) âdetlerin farkına varmadan yaşayan kişilere edepsiz, güzel davranışa sevk etme hâline te’dip, ince ve zarif sözlü kimseye edip ve bu lisanî güzelliklerin ilmi sahadaki adına edebiyat denilmesi, bizdeki edebe verilen ehemmiyetin hemencecik aklımıza gelen numunelerindendir. Ayrıca edep kaidelerinin geneline adap, cemiyet hayatımızda dikkat edilmesi gereken görgü kurallarının adab-ı muaşeret şeklinde isimlendirilmesi, edep kelimesinin hayatımızdaki yerini gösteren örneklerdendir. Örfümüzde ahlâkî tüm güzellikler edep kelimesiyle özetlenmiş ve artık ahlâk denilince edep, edep denilince ahlâk anlaşılır olmuş. Edep kelimesi bize Arapçadan geçtiği halde Türkçeleşmiştir.Alimler Cenab-ı Hakk’ın ayetlerini…

Araç çubuğuna atla