• Tasavvuf

    Eyvallah

    İkindi vakti öncesi abdest almak için avluya çıkan şeyh; dervişin birinden bir ibrik su ister. Derviş getirir. Yere çömelmiş abdest almaya çalışan şeyh bir yandan da bahçedeki dervişleri gözetlemektedir. Su döken derviş bakar ki şeyh elini yıkarken bazı yerleri kuru kalır.İçinden; -‘Bir de bize mürşit olacak, doğru dürüst abdest almayı bile beceremiyor’ diye geçirir. Bakışları alaycı ve suizandır. Şeyh kafasını kaldırır dervişin bakışlarını yakalar aklından geçenleri okur; -‘Evlat sen bize yaramazsın akşama kalmadan dergahımızı terk et’,der. Derviş şeyhi için böyle düşündüğü için bin pişman olmuştur ama nafile kovulmuştur artık. Akşam arkadaşları ile helalleşerek ıssız bir dağ yamacındaki dergahtan ayrılır. Ne ailesi vardır ne gidecek yeri. Deli divane dağ tepe yürür,…

  • Tasavvuf

    Marifet

    Vaktiyle bir mürid, bir arif kişiye giderek ondan marifet ilmini öğrenmek istemiş. O sırada deniz kenarında bulunuyorlarmış. Arif, ilme talip olana demiş ki: ” Şu kevgiri al, denizden doldur.” Mürit çok denemiş, fakat başaramamış. Kevgiri denize daldırdığında içi su doluyor, fakat çıkarır çıkarmaz boşalıyormuş. Sonunda Usta’sı : “Dur da göstereyim,” demiş. Kevgiri elinden kaptığı gibi, denize fırlatmış. Kevgir dibe batmış. Efendisi müride dönmüş: “İşte, kevgiri suyla doldurmanın yolu budur.” demiş.. (bir ilmi öğrenmek için batıp çıkmak değil, dalıp batmak gerek vesselam)

  • Felsefe

    Sır

    Yaşlı kadın, bir antika dükkanından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı. Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti. Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi: “Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisin ki, ben hep böyle değildim. Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.” Kadın şimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu! Kekeleyerek: “Nasıl? Anlayamadım?” diyebildi yaşlı kadın. “Demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoğurdu. Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp: “Yeter! Lütfen dur artık!” diye bağırmak zorunda kaldım. Ama usta sadece gülümsedi ve; “Daha…

  • Mevlana

    Kendini Düzelt ki Her şey Düzelsin

    Bir keresinde Hz. Süleyman’ın tahtına tersinden bir rüzgar esti. O da: – Ey rüzgar doğruluktan ayrılmasana, diye onu ikaz etti. Rüzgâr: – Ey Süleyman, asıl sen doğruluktan ayrılma. Sen doğru oldukça ben ters esemem, karşılığını verdi. Sonra Hz. Süleyman bir baktı ki başındaki tacı da eğilmiş… O, tam sekiz defa tacını düzeltti ama her keresinde taç kendiliğinden eğiliyordu. Sonunda taç şöyle dedi: – Beyhude gayreti bırak! Beni yüz kere de doğrultsan sen doğrulmadıkça ben de doğrulmam. Bunun üzerine Hz. Süleyman kendi kalbine nazar etti ve gördü ki orada bir eğrilik var. Hemen tevbe edip onu doğrulttu. Bundan sonra başındaki taç düzeldi. Öyle ki Süleyman denemek için onu kasten eğrilttikçe taç…

  • Felsefe

    İnsanı insan yapan nedir

    “Gerçekten ihtiyaç duyulan şey, yaşama yönelik tutumumuzdaki temel bir değişmeydi. Yaşamdan ne beklediğimizin gerçekten önemli olmadığını, asıl önemli olan şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu. Yaşamın anlamı hakkında sorular sormayı bırakmamız, bunun yerine kendimizi yaşam tarafından her gün, her saat sorgulanan birileri olarak düşünmemiz gerekirdi. Yanıtımızın konuşma ya da meditasyondan değil, doğru eylemden ve doğru yaşam biçiminden oluşması gerekiyordu. Nihai anlamda yaşam, sorunlara doğru çözümler bulmak ve her birey için kesintisiz olarak koyduğu görevleri yerine getirme sorumluluğunu almak anlamına gelir.” İnsanın Anlam Arayışı – Viktor E. Frankl  

  • Tasavvuf

    Dost’a

    Sevgi her iki canda da kendini gösterince, kalpler karşı karşıya gelen iki ayna gibi olur, birinde ne varsa öbüründe de o görülür. İşte o zaman kim aşık, kim maşuk belli olmaz. Allah ile kul arasındaki aşk da böyledir: ‘Allah (c.c.) onları sever, onlar da Allah’ı (c.c.) severler.’ (Kur’an, 5/54) Bu da şunu gösterir ancak Allah’ın sevdiği kullar, Allah’ı severler. Allah (c.c.) sevmediklerine kendisini sevdirmez. İlahi aşk, ilahi sırdır. Bunu kirden pastan arınmış ve nurla yıkanmış gönüller bilir, herkes bilmez. Emir Hüsrev, Allah dostlarının halini şöyle anlatır: Ben sen oldum, sen de ben. Sen, ten içinde can, ben de ten, Artık ayrı ayrı diyemez kimse bize, Ne ben ayrıyım senden, Ne…

  • Tasavvuf

    İnsanlar Vardır

    İnsanlar vardır; Gelip geçerler hayatlarımızdan.. Kimi hiçbir iz bırakmaz ardından, Kimi hafifçe okşar ruhumuzu, Kimi de hüzün bırakır ardından.. İnsanlar vardır; Usulca sokulurlar içimize, Sonsuzcasına orada kalsın isteriz..Bazıları serap gibidir, Yokluğunda hayalleridir gerçeğimiz… İnsanlar vardır; Su gibi aziz, su gibi duru.. Konuştukça su olur akarlar kalbimize, Kan gibi, Can gibi, Canan gibi… İnsanlar vardır; Işığı sönmüş yıldızlar gibi çaresizdirler. Açtın mı kollarını, Kalbine doldururlar ışığı.. İnsanlar vardır, Soğuk duvarlar misali Gülümsemenin sıcaklığını bilmezler, Bilseler de sevmezler… İnsanlar vardır, Gelip geçerler hayatlarımızdan Kimi depremlerle gider, Kimi fırtınalarla… Ben kalanlardan yanayım. Gitmeyenlerin sadakatini ve sabrını severim, Sarılıp bırakmayanların sıcaklığını… Şems-i Tebrîzî  

  • Osho

    İlahi aşk nedir? Aydınlanmış bir insan aşkı nasıl yaşar?

    Soru: İlahi aşk nedir? Aydınlanmış bir insan aşkı nasıl yaşar? Aşk her zaman ilahidir; onun için ‘ilahi aşk’ terimi anlamsızdır. Aşk varsa, ilahidir, ama zihin kurnazdır. Zihin der ki; “Aşkın ne olduğunu biliyoruz. Bilmediğimiz ilahi aşkın ne olduğu.” Oysa biz aşkın ne olduğunu bilmiyoruz. O en gizemli şeylerden biridir. Hakkında pek çok şey söylenir, ama asla yaşanmaz. Bu, zihnimizin bize oynadığı bir oyundur. Yaşayamadığımız bir şey hakkında konuşuruz. Aşk diye bilinen yalnızca birine tutulmaktır. O kişi tümüyle sizin olduğunda o aşk kısa sürede ölecektir. Arada engeller varsa ve sevdiğinizi elde edemezseniz o zaman aşkınız artar. Engeller ne kadar fazlaysa, aşkı o kadar yoğun hissedersiniz. Ama aşığınızı kazandığınızda aşkınız çabucak ölür.…

  • Tasavvuf

    Kabul

    Cüneyd-i Bağdâdî yedi yaşında iken, mektepten gelince babasının ağladığını görüp, sebebini sordu: “Zekât olarak dayın Sırrî-yi Sekâtî’ye birkaç gümüş göndermiştim, almamış. Kıymetli ömrümü, Allah adamlarının, beğenip almadığı gümüşler için geçirmiş olduğuma ağlıyorum.” dedi. Cüneyd-i Bağdâdî; “Babacığım, parayı ver ben götüreyim.” deyip dayısının evine gitti. Kapıyı çaldı. Dayısı, kim olduğunu sorunca; “Ben Cüneyd’im dayıcığım. Kapıyı aç ve babamın zekâtı olan bu gümüşleri al!” dedi. Dayısı; “Almam!” deyince, Cüneyd-i Bağdâdî; “Adl edip babama emreden ve ihsân edip, seni serbest bırakan Allahü teâlâ için al!” dedi. Dayısı; “Allahü teâlâ babana ne emretti ve bana ne ihsân etti?” dedi. Cüneyd-i Bağdâdî; “Babamı zengin yapıp, zekât vermesini emretmekle adâlet eyledi. Seni de fakir yapıp, zekâtı…

  • Zen

    From the Stories of Chuang Tzu…

    “he who rules men, lives in confusion; he who is ruled by men lives in sorrow. yao therefore desired neither to influence others nor be influenced by them. the way to get clear of confusion and free of sorrow is to live with tao in the land of the void. if a man is crossing a river and an empty boat collides with his own skiff, even though he be a bad-tempered man he will not become very angry. but if he sees a man in the boat, he will shout to him to steer clear. and if the shout is not heard he will shout again and yet again,…

Araç çubuğuna atla