Tag Archives: Usta

Vaha’nın palmiyeleri ufukta görünmüşken, susuzluktan ölmek

” Yeryüzünde her insanın kendisini bekleyen bir hazinesi vardır,” dedi yüreği delikanlıya. ” Biz yürekler, insanlar artık bu hazineleri bulmak istemedikleri için bunlardan pek ender söz ederiz. Onları küçük çocuklara anlatırız. Sonra herkesi, kendi yazgısının yoluna göndermek işini hayata bırakırız.

Marifet

Vaktiyle bir mürid, bir arif kişiye giderek ondan marifet ilmini öğrenmek istemiş. O sırada deniz kenarında bulunuyorlarmış. Arif, ilme talip olana demiş ki: ” Şu kevgiri al, denizden doldur.” Mürit çok denemiş, fakat başaramamış. Kevgiri denize daldırdığında içi su doluyor,

Sır

Yaşlı kadın, bir antika dükkanından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı. Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti. Derken, birden fincan dile

Öğrenmek

Öğrenmek için zaman gerekir, sabır gerekir, ustaları izlemek gerekir. Dünya hızlandıkça zaman kısalabilir, ama öğrenmenin esası değişmez. Uzakdoğu’da yüzlerce yıldır anlatılan bir hikâyede konu, öğrenmenin değişmeyen esasıdır… Genç bir adam, değerli taşlara ilgi duyarmış ve mücevher ustası olmaya karar vermiş.

Kaderin başına gelenlerle değil, verdiğin tepkilerle oluşur

Bir zamanlar, her şeyden sürekli şikâyet eden; her gün hayatının ne kadar berbat olduğundan yakınan bir kız vardı. Hayat, ona göre çok kötüydü ve sürekli savaşmaktan, mücadele etmekten yorulmuştu. Bir problemi çözer çözmez, bir yenisi çıkıyordu karşısına. Genç kızın bu

Başarıya götüren yol

‘Aykırı profesör’ elinde bir fare ve kutu ile salona girdi. Öğrencilerin şaşkın bakışları arasında fareyi kutunun içine koydu ve kutuyu kapattı. Kutunun hava almadığı açıktı. Salona dönerek: -“Bu kutuya iki gün kimse dokunmayacak dokunan bu dersi geçemez!..” dedi ve salondan

Yüzük olmayı dileyen taş; ezilmeyi, yontulmayı göze almalıdır

”Üzülme, taş taşlıktan geçmedikçe parmaklara yüzük olamaz. Yüzük olmak dileyen taş, ezilmeyi, yontulmayı göze almalıdır. ” Hz.Mevlânâ ”Hâzineyi dış âlemde arayan birisi Kendi köklerinden kopmuştur. Köksüz kalınca huzursuz olur; huzursuz olunca zihni zayıflar ve zihni bu hale gelince de Göklerin

Fakrın (muhtaç olma) hakikati nedir?

Birgün Hz. Pîr-i Mevlâna, Sadreddin Konevi ve meşayıhtan bir zat oturuyorlarmış. O zat Hz. Pîr’ e sormuş: -Fakrın (muhtaç olma) hakikati nedir? Hz. Pîr susmuş, bir şey dememiş. Adam sorusunu yinelemiş, ama o yine soruyu suskunlukla karşılamış. Tekrar ısrar edince

”Nasıl susamış bir dudak suyu ararsa, su da susuzluğunu dindireceği bir dudak arar. Hz. Mevlânâ”

Buda çok sıcak bir yaz günü bir köyden diğerine giderken susadı. Artık yaşlanmıştı ve bu nedenle müridi Ananda’ya seslendi: “Ananda. Üzgünüm ama geri gitmen gerek. İki ya da üç mil geride küçük bir dere var. Ben çok susadım. Git ve

Halkın ihtilâfı addan meydana gelir. Fakat mânaya ulaşınca rahatlaşırlar

Sen surete kapılmış yolunu yitirmişsin. Mânayı elden bıraktığın için onu bulamıyorsun. Ona gâh ağaç derler, gâh güneş. Gâh deniz adını takarlar, gâh bulut! Hulâsa o öyle şeydir ki yüz binlerce eseri var. En aşağılık hassası, sahibine ebedî bir hayat bağışlamasıdır.

Araç çubuğuna atla