Acı Çekmenin ve Hoşnutsuzluğun Kökleri

Buda, acı ve tatminsizliğin kaynaklarını açıklamıştır

Bu kökleri kaldırmadıkça, nihai çözüm olmayacaktır.  Çözüm bu yaşam ve gelecek yaşamlar için bu kökleri ortadan kaldırmak-buharlaştırmak-dönüştürmek olmalıdır.

Duygusal patlamalar, dışsal koşullardan kaynaklanan, önemsiz rahatsız edici faktörlere ya da duyusal yoksunluğa bağlanamaz, daha çok, zihnin dengesizliğinden kaynaklanırlar.

Peşinden koştuğumuz dengeli, ahenkli bir zihindir, böylece yaşadığımız geçici dengesizliklerin üstesinden gelebiliriz.

Koşullu varoluşa iki nedenle atılıyoruz :

1) Zihinsel bozunumlar.

2) Bu zihinsel bozunumlarla oluşturduğumuz eylemler.

Bu eylemlerde zihnimizde oluşturduğu akımlarla yeniden doğuşla sonuçlanır. Bunda zihinsel bozunumlardan özellikle bağımlılık önemli rol oynar.

Diğer bir deyişle eğer zihinsel bozunum yoksa karmik bir etki olmaz, çok büyük bir bozucu eylem birikimimiz olsa bile zihnimizi bozunumlardan temizlersek bu etkiler karmik sonuc oluşturamazlar.

Zihin dalgalarımız karmic etkilerden özgür olsa bile , eğer bozunumlara açık isek karmic sonuçlar doğuracak etkiler oluşturabiliriz. Onun için zihin bozunumları eylemlerin etkilerinden bile önemlidir.

 

ZİHİNSEL ACIYA NEDEN OLAN BAŞLICA BOZUCU İTKİLER:

  1. Cehalet (farkında olmama),
  2. Kin, nefret, öfke
  3. Bağımlılık dır.

 

Cehalet (farkında olmama), zihindeki temel bozunumdur, nefret ve bağımlılık ta bundan köken alır. Diğer tüm zihinsel acılar bu üçünden köken alırlar.

Acı çekmeye karşı verilen en alışılmış tepki, dışsal bir nedeni suçlamaktır. Bunun yerine İçe Dönük farkındalık geliştirme bize gereken bilgeliği sağlayacaktır.

Başkalarına yönelik şefkatli bir yaklaşımla insan doğasının derinliklerini araştırmak gerekir. Çünkü tüm acıların, korku ve çatışmaların kaynağında cehalet-farkında olmamadır.

 

CEHALETİN İKİ TÜRÜ

  1. Bilmeme ya da berrak bir farkındalığın olamaması.Duyusal ve zihinsel bilinç formları durmaksızın devam eden bir akış içinde ortaya çıkar. Bunlar düşünceleri eğilimler, anılar, duygular vb. ile birleşir. Tüm bu zihinsel olgular ortaya çıkıp kaybolmaları sırasında düzensizce dalgalanırken, bedendeki ve çevredeki olgulara ve önceki düşünce ve duygulara bağlı olarak hareket ederler. Bu durumda ‘bedensel, zihinsel ve çevresel unsurlar karşısında açık seçik bir farkındalığın eksikliği’ ile karşı karşıya kalırız.
  2. Gaflet;İkinci tür cehalet (gaflet), daha dinamiktir ve olayları yanlış yorumlamaya dayanır. Bu durumda kendimizi bedenimizle, bilincimizle, duygularımızla ve düşüncelerimizle özdeşleştiririz. Bunların hepsi “benim sahip olduğum şeyler” olarak görülür. “Ben” bedenimde ve zihnimde gelişen geçici olayları yönetirim. Bu noktada “ben” kontrolü elimde tutmalıyım inancını benimseriz.

Bu yanlış “ben” duygusuna doğuştan sahip oluruz. Buradaki önemli nokta, sözkonusu yanılsama ürünü “ben”in içerideki ve dışarıdaki nesnelere tutunması, onları şiddetle arzu etmesi, onlara farkındalık geliştiremeyecek derecede kapılıp gitmesidir. Bağımlılıklar, arzu nesnemizin hoş olmayan özelliklerini perdeler ve hoş özelliklerini abartılı ve süslü biçimde algılamamıza neden olur.

Arzu nesnesi, sağlıklı ve mutlu olmamızı ne kadar az destekliyorsa ona o derece az bağlanırız. Kin ve nefret hoş özellikleri perdeler ve hoş olmayanları gerçekte olduğundan fazla algılamamıza sebep olur. Tüm acı ve hoşnutsuzlukların kökleri zihinde yatar, üç zehir – cehalet, bağımlılık ve öfke sıradan zihni kontrol eder.

Kavramsal ve duygusal olarak iniş çıkışlı olmayan bir zihne sahip olmamaya karar verebilir miyiz? Cehalet, nefret ve arzudan bağımsız seçimlerde bulunabilir miyiz?

Bu konuda potansiyelimiz vardır, ancak derindeki varlığımızda değişim yaratmak için doğrudan ve kişisel içgörüye sahip olmalıyız. Sonuçta, gaflet ve cehaletin temel panzehiri içe dönük farkındalıktır. Bu yüzden zihindeki bozucu itkileri yok saymak ya da bastırmak yerine onların doğasını ve işleyişini anlamak için içe dönük farkındalık geliştirmeliyiz.

Bu zihinsel olguları tanımlayabilmek için onlarla özdeşleşmekten vazgeçmemiz gerekir.

Onları dikkatle araştırmalı ve üzerimizdeki etkilerini gözlemlemeliyiz. Bilincimizden nasıl kaybolduklarına dikkat etmeliyiz. Bu şekiller ve bozucu itkiler zihnin doğal özellikleri değildir.

Her şeyi inceleyip ayırıştıran bir dikkat geliştirmeliyiz. Kendimize şefkat duyabilir ve ahenksizliğin kaynağının asıl kimliğimizde bulunmadığını açıkça anlayabiliriz. Sonra da kendimize ve dünyaya şifa verebiliriz.

Share on Facebook0Share on Google+0Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn0
Araç çubuğuna atla