B/AŞKA bir lisan…

Vaktiyle gül kokulu meclislere aşina bir derviş, memleketinden uzaklara gitmek zorunda kalmış…

Ruhu beden gurbetinde mahpus olan insan, bir de bedeni ile giderse siz düşünün halini! Ne halden anlayan bir dost, ne kapısını çalabileceği bir yaran, ne aynı dilden konuşabildiği bir YOLDAŞ…

Böyle zamanlarda daha bir özlenir arkada bırakılanlar, daha bir iç yakar muhabbetin ÖZLENMESİ…

***

Derviş, bir gece vakti yalnızlığın ne menem bir şey olduğunu iliklerine kadar duyarak yürürken, yanından geçmekte olduğu evden gelen bir kokuyla sendelemiş…

Bir muhabbet, bir neşe, bir tanıdık his? Eve doğru yürümüş…

Bahçe kapısından içeri süzülünce kalbinin atışları hızlanmış, muhabbet kokusu bir başka yakmış içini, ayakları bedenini taşıyamaz olmuş, kapının önüne gelip oracıkta boynunu büküp beklemeye koyulmuş…

Kapı aralandığında, karşısındaki hiç tanımadığı ama ezelden aşina olduğu kişiye sarılmamak için zor tutmuş kendini…

Susmuş ve beklemeye koyulmuş… Tebessüm ederek içeri dönen ev sahibi, elinde ağzına kadar su dolu bir kase ile geri gelmiş. Bu kez yüzünde bir hüzün, gözlerinde mahcubiyet, dudaklarında SÜKUT…

Kapının önünde mahzun bekleyen derviş başını hafifçe kaldırıp kaseyi görünce, hemen yanı başındaki gülün bir kırmızı yaprağını koparıp, zarafetle bırakmış suyun üstüne? Ne su taşmış, ne de ağırlaşmış kase gül yaprağıyla…

 

Kasenin oracığa bırakılmasıyla birbirlerine sarılmış iki ebed dostu…

Bu B/AŞKA bir lisan galiba…

Sadece ehlinin bildiği, ehil olmayanların ise sadece hakkında konuştukları bambaşka bir lisan…

 

Tevekkeli dememiş ?

BİLEN SÖYLEMEZ, SÖYLEYEN BİLMEZ!…

diyenler…

zor iş belli ki azizim…

Alemlerin Efendisi;

‘Susan kurtulur?’ buyurma mışlar mı zaten…

Araç çubuğuna atla