Gurudwara

Bence

Uzun yılardır toplumu ele geçirmiş; adam sendecilik, kayırmacılık, nüfus ticareti, idare etçilik, idare-i maslahatçılık yüzünden; alt ve üst yapısı yenilenmediği için, sürekli büyüyen nüfusuna, gelişen ekonomisine inat; açıkları, gedikleri, fakirliği, cahilliği, her türden adaletsizliği ondan daha da hızla artan bir ülke olduk.

Belki görünüşte cebi paralı, son teknolojiye sahip ama değer ve vicdan yoksunu insanlar topluluğuna dönüştük…

Gerçek dinamiklerini büyütüp besleyeceğine, sürekli makyaj ve cila ile beslenen bir güruh haline geldik.

Her konuda niceliği, bayağılığı, pespayeliği; kalite, nitelik ve zerafete tercih ettik.

Topyekün değişim ve dönüşümü gerçekleştiremediğimiz için, sürekli düşen siperlere koşup, tepki gören yanları yamamaya çalıştığımız için yıllardır hiçbir sorunu çözemediğimiz gibi, ortada kangren haline gelmiş ‘kırk yamalı bohça’’ gibi bir ülke var artık…

Bir türlü cehalet sarmalından çıkamamış, kendi içinde büyüdüğü toplumun alışkanlık ve kültüründen nasip alamamış, almadığı içinde tanımayan, nereyi, nasıl değiştirebileceğini, neye ne kadar ihtiyacı olduğunu bilmeyen, kendine yabancı bir sürü olduk.

Bırak toplum trenini geleceğe götürecek lokomotif olmayı; toplumun hali hazır sıkıntılarına karşı bile bir çözüm öneremez hale geldik.

Dışarıdan dayatılan reçetelerle enflasyon, devalüasyon, stagflasyon, revalüasyon, deflasyon, dezenflasyon, spekülasyon, çığlıkları arasında;

rant, faiz, rüşvet, avanta, haraç mantalitesi içinde,

enformasyon, dezenformasyon neticesinde ilgisizleştiğimiz politika ve din sarmalından nemalanan,

çoğu haksız kazanç ile sadece gelir düzeyi değişen, ama yaşam kalitesi  ve gustosu değişmeyen;

idareci, memur, politikacı, din adamı, parti, tüccar ve sendika ağları gibi çıkar gruplarının eline kaldık…

Avantacı bir toplum olduk. Avanta alamasak bile avantacılardan, kendimizden değil onlardan medet umduk…

Ahlak, vicdan ve cüzdan arasında kalanların çoğunun cüzdanı seçtiğine emin olduk.

Ama ne yazık ki bunların hepsi bizim gözümüzün önünde oldu…

Eğitimin kalitesi düştükçe, toplumun itici gücü olacak entelektüel sermayenin, beyin gücünün kalitesi de gittikçe düştü.

Düşmeyenlerinide beyin göçü halinde dışarıya kaptırdık.

Entelektüel sermayenin en önemli burcu olan nobeli almış olanımız bile bu kalitesizlikten, cahillikten nasibini almış durumda.

Bir kitabında;

“imam ikindi namazı saatinde caminin balkonuna çıkarak ikindi ezanını okudu”

şeklinde bir cümle geçmesi üzerine İlber Ortaylı hocanın Orhan Pamuk’a ;

1. Namazın saati olmaz vakti olur. Saat ve vakit ayrı kavramlardır.

2. Minarenin balkonu olmaz şerefesi olur. Üstelik ezan şerefeye çıkarak değil içeriden okunur.

3. Ezanı imam değil müezzin okur.

Ortaya çıkan sonuç şu olmalıdır ki; toplumunun alışkanlık ve kültüründen haberi olmayan bir yazarın doğru eserler ortaya koymuş olması nobel almış bile olsa mümkün değildir. …

Demesi ne acıdır…

Değişen siyasal sistemlerden, anayasalardan, canları yakan askeri darbelerden, cuntalardan medet umduk.

Ekonomi ve demokrasi arasında seçim yapmak zorunda kaldığımızda hep ekonomiyi seçtik…

Kendi devrimini yapamayanların, devrim yapma hayali kurduğu günlere uyandık.

Sistemler değişti, medet umulan liderler değişti, yeni denen isimler eskidi, fakat biz değişmediğimiz için nispi olarak bir şeyler değişsede son tahlilde hiçbir şey değişmedi…

Demem o ki başkalarını değiştirmeye çalışmadan önce biz değişmeliyiz…

 

Araç çubuğuna atla