Bir fikre Mutlak Gerçek gibi sarıldığında…

Budha olarak da anılan Siddhartha Gautama, öğretisini yaydığı yıllarda takipçilerine şöyle bir öykü anlattı:

‘Genç yaşında dul kalan bir baba, yaşamını biricik oğluna adamıştı.

Yavrusunu evde bırakıp köy dışına işe gittiği bir gün, haydutlar köyü bastılar, tüm evleri yaktılar ve küçük oğlunu kaçırdılar.

Dönüşünde bir harabe yığınıyla karşılaşan baba, umutsuzca çocuğunu aradı. Dumanları tüten köyde bir çocuğun yanmış cesedini bulunca, oğlunun kalıntıları sandı.

Usulünce bir cenaze töreni hazırladı, cesedi tamamen yaktı, külleri topladı ve bir torbaya doldurdu. Omuzuna astı ve hiç çıkarmadı.

Bitmeyecek bir yasa girmişti. Artık gittiği her yere külleri koyduğu torbayı da götürüyordu.
Oysa oğlu yaşıyordu ve bir gün haydutların elinden kaçmayı başardı.

Günlerce yürüyerek köyün yolunu buldu.

Bir gece geç vakit, babasının yıkılanın yerine yaptığı yeni evin kapısını çaldı.

Baba sordu:
– Kim o?
– Benim, oğlun. Kapıyı aç baba!

Oğlu sandığı çocuğun küllerini yanından hiç ayırmayan mutsuz baba, sefil biri kendisiyle alay ediyor sandı.

– Defol, diye bağırdı.
Çocuğu defalarca kapıya vurdu ve babasını açmaya, kendisiyle konuşmaya çağırdı. Ama hep aynı yanıtı alıyordu:

Defol!
Umudunu yitiren oğul, sonunda bir daha dönmemek üzere gitti.’

Budha Siddhartha, öyküyü bitirince başını önüne eğdi. Bir an sustu. Sonra başını kaldırıp rahiplerine baktı ve ağır ağır:

“Eğer bir fikre, mutlak gerçekmiş gibi sarılırsanız; gerçeğin ta kendisi gelip kapınıza vurduğunda,            o kapıyı açmak ve gerçekle yüzleşme yeteneğiniz kalmaz.”

Share on Facebook0Share on Google+0Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn0
Araç çubuğuna atla