Bize; Dünyayı Değiştirmek Yerine, Beynimizi Dünyaya Uydurmayı Öneriyorlar!!!

Günümüzde nöroteknoloji bize dünyayı değiştirmek yerine, beynimizi dünyaya uydurmayı öneriyor. Yaygınlaşan mutsuzluğun nedenini nerede aramalıyız? Dünyada insanları bu kadar depresyona sokacak neler olmakta? Çare, sadece belli uyuşturucuların kullanılmasında mı? Ya da mutsuzluğu yaratan mevcut “toplumsal düzen” mi?Doğu geleneklerinden veya Marksist gelenekten yola çıkarak, daha açık bir anlayış geliştirmek mümkün olabilir mi?

Steven Rose /Nörobiyoloji profesörü / 21. yüzyılda insan beyni

Steven Rose, nörobiyolog ve İngiltere’deki Açık Üniversite’de biyoloji profesörü. Rose ayrıca Beyin ve Davranış Araştırmaları Grubu’na başkanlık yapıyor. Beyin üzerine çalışmaları, öğrenme ve hafızayla ilgili hücresel ve moleküler mekanizmaları anlamaya odaklı. En son kitabı olan “21. Yüzyılda İnsan Beyni” 2005’te yayınlandı. Rose’un en önemli eserleri arasında “Yaşamsallık: Determinizmin Ötesindeki Biyoloji” (1998), “Yaşamsallık: Genin Ötesindeki Hayat” (2003) ve “Hafızanın Yaratımı” (2003) sayılabilir. Bilimi popülerleştirmek kadar toplum ve adalet meseleleriyle de ilgilenen Steven Rose, İngiliz Bilimi Geliştirme Derneği’nin biyoloji kürsüsünün de başkanıdır.

aşağıda alıntıladığım satırlar, Rose’un “21. Yüzyılda İnsan Beyni” adlı son kitabı hakkında kendisiyle yapılan söyleşilerden alıntılanmıştır

……
Sizce insan beyniyle ilgili yeni bir kitaba neden ihtiyaç var?
Bu konuda yazılmış çok sayıda kitap zaten var. Ancak ben, insan beyniyle ilgili geliştirilen birtakım teknolojik yöntemler üzerinde çalışmaktaydım. Beyin aktivitelerini görmeye yarayan bazı nöro görüntüleme tekniklerinin ve fizyoaktif ilaçların tehlikelerine dikkat çekmek istedim. Kamuoyunda da bu konular hakkında, bazı şeyler için geç olmadan, konuşulmasını ve tartışılmasını arzuladım.
Ayrıca bazı meslektaşlarımın, beyin bilimi olan nörolojinin bilinçlilik gibi bazı kavramları ve çok karışık sosyal süreçleri, moleküllerin ve hücrelerin özellikleri düzeyine indirgeyerek açıklama eğilimlerini de törpülemeye çalıştım.
Kitap, konuyla ilgili şu ana kadar bilinenleri ve sosyal, siyasal ve tarihsel bir anlayışın aksine nörobilimin akıl ve beyinle ilgili bize sunabildiklerinin sınırlarını özetlemektedir.

“Beyinleri değiştirmeye çalışmak çare değil”
Nörobilimsel bir devrimin eşiğinde miyiz?
Bence şu anda nöroteknolojik bir devrimin eşiğindeyiz; genetiğin kullanımından yeni görüntüleme yöntemleriyle elde edilen yeni beyin pencerelerine kadar pek çok yeni teknik ortaya çıkmakta. Bunlar, son derece heyecan verici gelişmeler olmakla birlikte, beraberlerinde potansiyel olarak, zarar verebilecek bazı yönler de taşıyorlar.
Örneğin, ABD’deki Savunmayı Geliştirmeye Yönelik Araştırma Projeleri Ajansı, insan zihnini açıklamaya çalışan beyin görüntüleme tekniklerini ve insan düşüncesini potansiyel olarak etkileyebilecek teknolojileri finanse etmeye başladı. Bu çerçevede ABD’de, beynin parmak izi adı verilen bir tekniğin patenti alındı. Patentin sahibi şirketin internet sitesinde, bu teknikle, bir insanın terörist eğitim kampında bulunup bulunmadığının ortaya çıkarılabileceği belirtilmekte. Bunların pek çoğu laf salatasıdır, ama bir tekniğin yanlış olması onun hiç kullanılmayacağı anlamına da gelmez.
İnsanlar yeni fizyokimya ürünlerinin geliştirilmesine uzun süredir aşina. Ritalin gibi, okullarda çocuklara tavsiye edilen bazı ilaçların yan etkileri üzerinde çalışmaktayım. Bu ilacın reçetelendirilme sayısı 1990’larda yılda ortalama 2000 iken, son senelerde bu sayı yılda 150.000’e çıktı. Ritalin kullanan çocuklarda, derslerde konsantrasyon bozukluğu veya dersin gidişatını aksatma gibi durumlarla kendini gösteren “dikkat eksikliğine bağlı hiperaktif bozukluk” (ADHD) teşhis edilmektedir. Bu noktada temel varsayım ise, bu tip davranış bozuklukları görülen çocuklarda beyinsel sorunlar olduğu ve bunların Ritalin kullanımı ile çözülebileceğidir. (…)

Share on Facebook0Share on Google+0Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn0
Araç çubuğuna atla