Gurudwara

İnsanın Kendini arayışı 1

Bir Fars atasözü der ki:
”O ki, bilmiyor ama biliyor bilmediğini;
çocuktur, onu eğitin/yetiştirin.

O ki, bilmiyor ama bilmiyor bilmediğini;
cahildir, ondan uzakça durun.

O ki, biliyor ama bilmiyor bildiğini;
(belki) uykudadır, onu uyandırın.

O ki, biliyor ama biliyor bildiğini;
bilge kişidir, onu izleyin. ”

Eski Yunan’da Delfi’deki Apollon tapınağının alınlığında altın harflerle ‘Gnothi seauton’ (Yunanca: γνῶθι σεαυτόν), Latince’de söylenişiyle ‘Nosce Te İpsum’, yani “Kendini Bil” yazıyor diye yıllardır aktarageldik. Eski Hint Veda’larından, Upanishad’lardan konuşurken sürekli ‘Kendini tanımadan Tanrı’nın tanınamayacağının erdeminden bahsedip, ustaların ‘kendini tanı’ bilgisine ulaştığını yazarken, ariflerden “men arefe nefsehu fekad arefe rabbehu yani ‘’Nefsini bilen rabbini bilir.’’ diye nakletmişizdir.

Rig Veda’da (1500+ BCE)

“Ekam sat, viprah bahudha vadanti”
“Truth is one, wise men speak in various ways.”
”Hakikat tektir, bilgeler onu çeşitli yollarla söylerler.”

diye de aktarılan ve çok da destek gören evrensel bir hakikatin ışığında;

Kendini bilmenin tüm bilgeliğin başlangıcı olduğunu Mısır’daki sağır sultanın bile duyduğunu, hangi izden yürürse yürüsün; hakikat yolcularının yolunun ‘Kendini Bilme’ hakikatinden geçtiğini söyleyip duruyoruz. Fakat bir başka hakikat de bu sözün yalnızca duymak isteyenler için bir şey ifade edeceğidir…

Kulağını hakikate kapatanlara, kendini bilmeyi “gemisini yürütme” olarak anlayanlara, yürüyen ölülere faydası olmayacağı aşikardır…

Kendini bil!..

Bilen ve bildiğini bilen öğretmenlerden öğrenenlere, izinden gidenlere ne mutlu…

Kendini bilmek için yola çıkan herkes böyle gönülleri terbiye eden, ilâhî aşk ile kavrulan bir insan-ı kâmilin, mürşidin, ustanın arayışı içinde olmuştur.

Ve gelenekte olduğu gibi, biz de bunu bir hikaye ile bağlayalım.

Rumi’nin dediği gibi “Nasibinde varsa alırsın karıncadan bile ders. Naibinde yoksa bütün cihan önüne serilse sana ters”

Lafı buraya kadar uzattık, süsledik ama hikayemiz aslında ‘bilme’ ile ilgili.

“Bir gece vaktiydi. Evimden dışarı çıktım. Kırlarda geziyordum. Bir adamcağızın elinde fenerle dolaştığını gördüm:
«–Bu gece karanlığında ne arıyorsun?» diye sordum.

Adam:
«–İnsan arıyorum.» diye cevap verdi.

Ona dedim ki:
«–Yazık! Boşuna yoruluyorsun… Ben yurdumu terk ettim de yine onu bulamadım. Git evine… Yat, rahatına bak. Nâfile arıyorsun, onu hiçbir yerde bulamayacaksın!»

Adamcağız acı acı baktı:
«–Bulamayacağımı ben de biliyorum. Ama yine de aramaktan zevk alıyorum! Onun hasreti bile bana zevk veriyor.» dedi.”

Devam edecek.

Araç çubuğuna atla