Gurudwara

İnsanın Kendini Arayışı 2

İnsan kendini gerçekten tarafsızca, öylelikle bilebilir mi? “Aramakla bulunmaz, lakin bulanlar hep arayanlardır!” diyen Beyazıd-ı Bestami ustaya kulak verirsek, öylelikle olamayacağı aşikar gözüküyor.

Kendini tanımak için, bilmeli, bilmek için bulmalı, bulmak için aramalı, aramak için arayıcı olmalı.

Bu bir yolculuğa benziyor olsa da, bilinmeyen yollarda kaybolma ihtimali çok fazla olan tehlikeli bir yolculuk bu. Nereye gideceksin? Peki ya harita, ya rehber?..

Harita, çocuklukta evde ebeveynlerden öğrendiklerimizse? Okuduğumuz kitaplar, dinlediğimiz konuşmalar, katıldığımız seminerlerden oluşan bir haritaysa? Sadece rivayetse…

Seni de ravi (rivayet eden, söylenti anlatan) yapar, kendini bilen yerine…

Filozof Xavier Pavie, adını ‘Kendinin Çırağı Olmak’ diye çevirebileceğim kitabında, insanın kendini tanımasının ‘hayatta başarılı olmak için’ ne kadar önemli olduğunu vurguluyor. ‘Çalışma ortamı, insanın kendini başkalarıyla kıyaslaması için bulunmaz bir ortamdır’ diyor.

Tıpkı çocuğun, el bebek gül bebek büyüdüğü ve kendini eşsiz ve herkesten üstün sandığı aile ortamından çıkıp haddini ilk öğrendiği okul ortamı gibi. (Daha önce ‘sokak’ denilen hayat okulundan geçmemişse tabii ki…)! (1)

‘İnsan beşerdir, şaşar.’ denir. Neden biliyor musunuz? Çünkü çağrışım yapan zihni Beta frekansında tüm dünyayı dolaşabilir. Ve zihin yapısal olarak gerçek ve gerçek gibi olanı ayırt edemediğinden sanki Meydan Larousse‘a bakıyormuş da oradan alıntılıyormuşcasına kendinden emin savunabilir mesnetsiz fikirlerini. Oradan, buradan yaptığı alıntılarla ayaklı Google gibi davranabilir. Kopyalar, taklit eder, yorumlar, yargılar. Sanki Google’da bulduğu her şey evrensel gerçekmiş gibi. Öyle olsa da olmasa da bilinci açık değilse farkı ayırt edecek bir gram bile farkındalığı yoksa sadece kendinden biraz daha uzaklaşır, biraz daha kaybolur kendi karanlığında…

Nafile çaba… ama yine de insan hiç bilmediği konularda bile fikir yürütebilir, zannedebilir. Mükemmel olmadığımız için kaçınılmaz olan, kesin olarak gelir seni bulur. Yanılırsın. Ama egon bunu kabul etmeye de izin vermeyebilir. Kusurunu görmek istemezsin, birazcık öz eleştiri yeteneğin varsa kusurlu kalmak istemezsin. Varoluşundan gelen mükemmeliyete doğru çekildiğinde o yöne doğru meyledersin. Yoksa kendinde hiçbir defo ya da eksiklik, hissetmezdin. Aşağılık kompleksi diye tanımlanan şeylerden sende olmazdı. Farkındalığın ne kadar azsa bu mükemmeliyete dair olan çekilimin de o kadar az ve zayıf olacaktır.

Pavie diyor ki, insanın kendini tanıması, kendinin bir bilançosunu çıkarması zor, çünkü bu ‘davada’ insanın hem acımasız bir savcı, hem tarafsız bir hâkim, hem zanlı, hem lehte ve aleyhte şahit olması gerek. Ama ‘İnsan, kendiyle kendini tartışabilir en azından’ diyor filozof; ‘Böylece, neyi yapıp neyi yapamayacağını bilir en azından, sınırlarını bilir…’ (2)

Zaten sınırlı bir varlık olarak bulunduğumuz bu dünyada aslında zihnimizin bize sunduğu bir hapisanede kendimizden bihaber olarak yaşadığımızdan sınırlı kapasitemiz ve mükemmele olan çekilimimiz bir ustaya, guruya, mürşide yer açar.

“Mükemmel olmayan, yardıma ihtiyaç duymasa mükemmel olurdu. Mükemmel olan, kendi rızasıyla kudretini gösteremiyorsa veya başkalarına yardımcı olamıyorsa mükemmel olmazdı. O halde insanı mükemmeliyete yani Mutlak Gerçeğe ulaştıran rehberlik kaçınılmaz olarak Mutlak’ın kendi işlevidir ve bu işlevin tezahür ettiği aracı ise, Sri Guru yani manevi rehberdir.’’ (3)

Bu yüzden Buddha ‘İyi bir öğretmen bulan şanslıdır.’ der.

Rumî ‘Mürşidsiz olmaz.’ der…

Osho ‘Ustasız olmaz.’ der.

Ve gelenekte olduğu gibi, biz de bunu bir hikaye ile bağlayalım.

Rumi’nin dediği gibi “Nasibinde varsa alırsın karıncadan bile ders. Nasibinde yoksa bütün cihan önüne serilse sana ters”

Lafı buraya kadar uzattık, süsledik ama hikayemiz aslında ‘güven’ ile ilgili.

Tao’culukta yol, anlatılamayandır. Buna en iyi örnek, eski bir Tao’cu öyküdür.

Keşişlerden biri dağda yalnız başına yaşayan bir ustaya sorar: “Yol nedir?”

Usta yanıt verir: “Bu ne güzel bir dağ.”

Keşiş yolu soruyor ve usta ona dağın ne kadar güzel olduğundan bahsediyor. Tuhaf bir yanıt!

Eğer usta, keşişe alakalı bir yanıt verseydi, ona yardım etmiş olmazdı. Sorun keşişti ve eğer usta soruya yönelik bir yanıt vermiş olsaydı, bu onun kendini keşişe göre ayarlamış olması anlamına gelirdi.

Soru ile yanıt arasındaki bu boşluğa, sadece öğrenci güvendiği takdirde bir köprü kurulabilir.

O zaman Arayan ile Usta, soru ile yanıt arasındaki köprüyü nasıl kuracağız?

Burada en önemli şey güvendir; bilgi, mantık ya da tartışma değil.

Bu alakasız yanıtın köprüsünü ancak derin bir güven kurabilir; bağlantısızlığı aşıp bağlantıyı görebilen bir güven.

“Bu ne güzel bir dağ”, der usta yanıt olarak.

“Size dağı sormuyorum”, der keşiş, “Yolu soruyorum.”

Usta yanıtlar:

“Dağın arkasına geçemediğin sürece oğlum, Yola ulaşamazsın.”

(1) http://serdardevrim-ik.blogspot.com/2012/12/gnothi-seauton-yani-kendini-tan.html

(2) http://serdardevrim-ik.blogspot.com/2012/12/gnothi-seauton-yani-kendini-tan.html

(3) Srila B.R. Sridhar Dev-Goswami Maharaj’ın Bir Guru’ya sahip olmanın mutlak gerekliliği üzerine yazdığı Sri Guru ve Lütfu (Sri Guru and His Grace) kitabının giriş bölüm:(s 19)

Araç çubuğuna atla