Gurudwara

İnsanın Ölümsüzlük Arayışı 5

Arayışımız coğrafi olarak yönünü doğuya döndüğünde kaçınılmaz bir şekilde Çin ve Japonya ya ulaştı. Ve arayış boyunca bin farklı isimle çağrılmakta olduğunu gördüğümüz ve  başlangıçta Olimpos’ taki ölümsüz Tanrıların sarayından hikayemize katılan ölümsüzlük iksiri bu kez ölümlü bir imparator sarayında ortaya çıktı…

İmparatorun dileği, hem kendi yaşamında hem de iki ülkenin kaderinde büyük rol oynadı.

Yapılan yeni bir arkeolojik keşfe göre, Çin’in ilk imparatoru Qin Shi Huang’ın (MÖ 210) ölmeden önce verdiği emri içeren bir yazıt bulundu. Ünlü Terrakotta Ordusunu yaptıran Qin Shi Huang, efsanevi ölümsüzlük iksirinin bulunması için ülke çapında bir araştırma emri vermişti.

Söz konusu bulgu, 2002’de Hunan eyaletindeki bir kuyunun dibinde, ahşap bir plakanın üstüne yazılmış olarak bulundu. Bu ahşap plakalar, Çin’de kağıdın bulunuşundan önce yazı yazmak için kullanılıyordu. Arkeologlar, birbirine sicimlerle bağlı olarak buldukları yaklaşık 36.000 ahşap plakayı inceledikten sonra, imparatorun sınır bölgelerine ve uzak köylere bile ulaştırdığı emri ve imparatoru memnun etmeye çalışan yerel makamlardan gelen yanıtları ortaya çıkardı.

Qin Shi Huang, anlaşıldığı üzere ölümsüzlük iksirinin herhangi bir yöntemle bulunması konusunda oldukça takıntılıydı. Yazıt, imparatorun emrini ve ölümsüzlük iksirini bulamayan bölgesel yönetimlerden gelen çeşitli garip cevapları içeriyor. Görünüşe göre Langya bölgesinden bir yönetici, “uğurlu bir yerel dağdan toplanan bir bitki”nin bu tarife uyabileceğine inanmış. İmparatora verilen cevaplarda, yerel makamların bu emri yerine getiremediği için ne kadar utanç duydukları anlatılıyor. Duxiang köyünden gelen bir cevapta, hayat iksirini bulamadıkları, fakat bunu araştırmaya devam edeceklerine dair ömürlerini adayacakları yazıyor.

İmparator Qin Shi Huang, tahta geçtikten sonra ölümsüzlüğe kavuşmak için yoğun arayış içinde oldu. Efsanelerden, Bohai Denizi’ndeki kutsal bir adada insanların ölümsüz olmasını sağlayan bir tür şifalı ot yetiştirildiğini öğrenen Qin Shi Huang, adamlarını denize açılarak bu otu aramaya gönderdi. Halk arasında dilden dile dolaşan rivayetlere göre, Qin Shi Huang’ın emriyle denize açılan ilk kişi, Yan bölgesinden Lu Sheng’di. Lu Sheng, Jieshi’den (bugünkü Qing Huangdao kenti) yola çıkmış, ancak misyonunu yerine getirememiş. Bugün Qing Huangdao şehrindeki Doğu Dağ Parkı’nda Lu Sheng’in yola çıktığı yer olduğu söylenen eski bir kalıntı var. Şehir sakinleri, 1992 yılında buraya siyah granit taşından yapılan, yüksekliği altı metre, ağırlığı da 80 ton olan İmparator Qin Shi Huang heykelini koydular.

Lu Sheng’in başarısızlığı üzerine Qin Shi Huang, Xu Fu’ya görev vermiş. Xu Fu, ilk deniz yolculuğunun dönüşünde Qin Shi Huang’a, “Penglai” adlı, tanrıların yaşadığı kutsal adaya çıkıp ölümsüzlük ilacını gördüğünü, ancak adadaki tanrıların, getirdiği hediyeleri yetersiz bulması nedeniyle ölümsüzlük ilacını vermediklerini, güzel kızları, yakışıklı delikanlıları ve becerikli zanaatkarları istediklerini söylemiş.

Xu Fu’nun ölümsüzlük ilacını gördüğü haberinden çok sevinen Qin Shi Huang, hemen yarısı oğlan 3 bin çocuk ve bir grup yetenekli zanaatkarı Xu Fu’ya vererek Penglai adasına bir kez daha gitmesini emretmiş. Ancak denizde yaptığı seyahatte adayı ve dolayısıyla ölümsüzlük ilacını bulamayan Xu Fu, bu kez Qin Shi Huang’a başarısızlığının deniz içinde sorun çıkaran ejderha ve dev balıklardan kaynaklandığını söylemiş. Xu Fu, imparatordan seçkin okçular ve gelişmiş silahlar istemiş. Tam bu sırada Qin Shi Huang, rüyasında kendisinin deniz tanrısıyla savaştığını görmüş. Falcılara danışan Qin Shi Huang, rüyada gördüğü deniz tanrısının ejderha ve büyük balığı simgelediğini öğrenmiş. Bu yüzden Xu Fu’nun anlattıklarına inanan Qin Shi Huang, ona ülkenin en iyi okçularını ve en ileri silahları vermiş, hatta Xu Fu’yla birlikte denize açılmış. Qin Shi Huang’ın içinde bulunduğu filo, Zhi Fu adası yakınlarında büyük bir balığa rastlamış. Qin Shi Huang, okla balığı bizzat öldürmüş ve artık kutsal adaya çıkmak için herhangi bir engel kalmadığını düşünerek Çin’e dönmüş.

Yolculuğa devam eden Xu Fu, ilahi ada ve ölümsüzlük ilacını bulamayınca Qin Shi Huang’a dönmekten korkmuş, beraberindeki çocuk ve zanaatkarlarla birlikte Japonya’ya gitmiş. Xu Fu, Fuji dağının eteğinde ölmüş, onunla birlikte Japonya’ya giden çocuk ve zanaatkarlar ise orada nesillerini sürdürmüşler. Japonya’da Xu Fu’yla ilgili çok sayıda efsane ve tarihi kayıt var. Hatta bazı bilim adamları, Xu Fu’nun Japonya’nın kuruluşuna büyük katkısı olan İmparator Jimmu Tenno olduğu görüşünü bile savunuyorlar. Japonlar, Xu Fu’nun “Tarım Tanrısı” ve “İlaç Tanrısı” olarak kabul ediyorlar. Xu Fu’ya ait olduğu düşünülen mezar, saray, kaya ve adaya çıkış anıtı gibi tarihi eserler, bugün Japonya’da özenle korunuyor. Japonya’da 1991 yılında “Xu Fu’nun Yolu” adlı bir park kuruldu. Her yılın sonbaharında parkta yer alan Xu Fu’nun heykeli önüne bol ürünü simgeleyen çeltikler bırakılıyor. Ayrıca Japonya’da Xu Fu’nun anısına her 50 yılda büyük bir tören düzenleniyor.

İmparator Qin Shi Huang’ın ölüme karşı olan takıntısı günümüzde de birçok kişi tarafından biliniyor. Öbür dünyada onu koruyacağı düşünülen dünyaca ünlü pişmiş toprak askerlerle dolu büyük bir yer altı mezarı inşa etmesi, umutsuzca ölümü yenmeye çalıştığını gösteriyor. Ancak imparator, 49 yaşında onu ölümsüz yapacağı vaad edilen simyasal bir iksir yüzünden zehirlenerek öldü.

İmparator Qin Shi Huang’ın mezarı için yaptırdığı devasa terrakotta ordusu, ölümü ne kadar ciddiye aldığının bir kanıtıydı. İmparatorun mezarında, savaş arabaları ve atlarla birlikte 8.000 pişmiş toprak asker yer alıyor. Bu askerler, imparator öldüğünde, ölümden sonraki hayatta onu korumak için anıtsal mezarına yerleştirilmişti. İmparator’un mezarını koruması için yapılan Terrakotta Ordusu, 1974 yılında bulunmuştu. Fakat yapılan jeofiziksel yüzey araştırması, bu mezar kompleksinin düşünülenden çok daha büyük, Mısır’daki Krallar Vadisi’nin 200 katı kadar olduğunu gösteriyor.

Yeni arkeolojik buluntular, mezarda binlerce hayvan kalıntısı bulunduğunu ortaya koydu. Ortaya çıkarılan hayvan kalıntıları ile beraber, imparatorun mezarı, Çin’de yer alan en fazla hayvan çeşitliliğine sahip mezar oldu. İlk istatistiklere göre, mezar içinde ortaya çıkarılan hayvanlar arasında en büyük çoğunluğu atlar oluşturuyor.  Ayrıca alanda yapılan kazılarda, altından ve inciden yapılmış çok değerli mücevherlerle gömülmüş 10 genç kadın mezarı da bulunmuştu. Bu kadınların, imparatorun cenaze töreni sırasında öldürülen ve sakat bırakılan cariyeleri oldukları düşünülüyordu. Bölgede 99 adet benzer mezar bulunuyor.

Ve gelenekte olduğu gibi, biz de bunu bir hikaye ile bağlayalım.
Rumi’nin dediği gibi;

“Nasibinde varsa alırsın karıncadan bile ders. Naibinde yoksa bütün cihan önüne serilse sana ters”
Lafı buraya kadar uzattık, süsledik ama Çin’den başladık Çin’le bitirelim…

Lu kentinde Parmaksız Shu Shan derler, ayak parmakları kesilmiş¹ biri yaşardı. Bir gün topallaya topallaya Konfüçyüs’ü ziyarete gitti.

Könfüçyüs azarladı: “Kendi suçunuzla felakete düşmüşsünüz. Artık bundan sonra bana gelmenizin ne yararı var?”

Parmaksız dedi ki: “Ben kendimi bilmezlik ettim, hataya düştüm, bu yüzden ayaklarımı yitirdim. Ama şimdi buraya geldimse, bu, ayaklarımdan da değerli bir şeyim var da onu yetkinleştireyim diyedir. Şu dünyada kimse yok ki, Gök, üstüne gerilmeyi, Yer, altına serilmeyi reddetsin. Ben sandım ki siz de Gök ve Yer gibisiniz. Sizin şu olduğunuz gibi olduğunuzu nereden bileydim, Usta?”

Konfüçyüs, “Kabalık ettim, bağışlayın.” dedi, “içeri buyurmaz mısınız? Bildiğim ne kadarsa, size de öğreteyim.” Ama Parmaksız yürüdü gitti.

Konfüçyüs öğrencilerine dedi ki: “Bu adamı örnek alın. Kötülük etmiş, ayaklarını kesmişler, yine de öğrenip eskiden işlediği hataları düzeltmeye çaba gösteriyor. Ya erdemine toz konmamış kişilerin çok daha büyük çaba göstermesi gerekmez mi?”

Parmaksız ise Lao Dan’a² gidip olup biteni anlattı: “Bu Qiu³ adam olmaz.” dedi. “Nedir öğrencilerinin önünde yaptığı o asalet ve nezaket gösterileri? Çok akıllı, çok kurnaz biri olarak şöhret yapmaya çalışıyor. Bilmez mi ki, gerçekten kutlu kişi, bunu ayak bağı olarak görür?”

Lao Dan, “Ama sen, yaşamla ölümün aynı çizgi üzerinde olduğunu, olanaklı ile olanaksızın birbiriyle bağını gösterip onu bu ayak bağından kurtaramaz mıydın?” dedi. Parmaksız yanıt verdi: “Gök’ün cezasıdır bu. Kimse kurtaramaz onu bundan.”

1   Ayak kesmek o dönemde Çin’de verilen cezalardandı. Ayağı kesilen insan yalnız sakat kalmakla kalmaz, aynı zamanda herkesçe hor görünür, toplum dışı edilirdi.
2  Lao Dan: Lao Tzu’nun diğer adı
3  Qiu: Konfüçyüs’ün öz adı

 

Not: Diziyi buraya kadar okuyan dikkatli okuyucunun Hint alt kıtasının yazı dizisinde yer almadığı gözünden kaçmamıştır.

Hint alt kıtası, çoğunlukla Hint Levhası üzerinde yer alan, Himalayalar ile Hint Okyanusu arasında kalmış coğrafi bölgeyi tanımlamak için kullanılan terim. Söz konusu bölgenin sınırlarına ilişkin fikir ayrılıkları varsa da, genel kabullere göre bu tâbir ile Hindistan, Pakistan, Bengladeş, Nepal, Butan, Sri Lanka ve Maldivler’i de kapsayan bölge kastedilmektedir.

Bu kadar büyük bir bölgeyi 4-5 sayfalık bir yazıyla geçmek mümkündü ama bir o kadar da büyük ve renkli olan bu kültürü, böyle ele almaya içimiz elvermedi. Hem bizim ilgi alanımız hem de Yoga Dergisi’nin içeriği dolayısıyla konu daha geniş bir çalışmayı hak ediyor çünkü. Umarız yazabilir ve hakkını veririz.

 Son

1.Bölüm
2.Bölüm
3.Bölüm
4.Bölüm

Kaynaklar:
Haiming, Wen (2015) Çin Felsefesi, Kaynak Yayınları
Laozi, (2016) Tao Te Ching İş Bankası Kültür Yayınları
https://www.chinadaily.com.cn/a/201910/12/WS5da13fc7a310cf3e355701cf.html
http://www.xinhuanet.com/english/
http://www.kaogu.net.cn/en/
https://www.wikipedia.org

Araç çubuğuna atla