Kâbe’nin Rabbine andolsun, artık kurtuldum

Hicretin 40 yılında Ramazan ayının 21.günüydü. Üç günlük sekarat halinin nihayetine gelirken son sözleri; “Kâbe’nin Rabbine andolsun, artık kurtuldum…” olmuştu. Kâbe’de doğan yegâne insan, Kâbe’nin Rabbine kavuşmuştu gayrı.

Evet; O, “Secdegâh Şehidi Hazreti Ali” idi.

Ömrü, Peygamber Efendimizin (sav) ömrünce 63 yıl sürmüştü. Üstelik Nübuvvetin 23 yılı boyunca hep yanında olmuştu Alemlere Rahmet Efendimizin. Öyle ki; Nübüvvet izhar olduğunda henüz dokuz on yaşlarındaydı ve hiç tereddütsüz Resûlullah’a (sav) iman etmişti.

Günaha bulaşmadan inanç dairesine girdiği için sonraki nesiller Onu anarken “KERREM’ALLAHÛ-VECHE / ALLAH ONUN YÜZÜNÜ AK-PAK ETSİN” demeyi edeb addedeceklerdi.

Peygamber Efendimiz (sav), Medine’ye hicret ederken Mekke’deki tüm şahsî işlerini -o esnada 22 yaşında olan- Hz.Ali’ye (kv) havale edince O artık NEBİ VÂSİSİ olmuştu.

Hicret sonrasında Ensar ve Muhacir birer birer kardeş (musahib) ilan edildiğinde Resûlullah (sav), Onu kendisine ayırdığında NEBİ KARDEŞİ idi.

Hz.Fatımatü’z-Zehra evlilik çağına gelince, NÜBUVVET EVİNİN DAMADI olmuş. Hz.Hasan dünyaya teşrif edince EBU’L-HASAN künyesine kavuşmuştu. Diğer iftihar vesileleri olan Hz.Hüseyin, Seyyide Zeyneb ve Seyyide Ümmü Gülsüm ile birlikte nesiller boyu tüm EVLÂD-I RESÛLÜN BABASI olacaktı.

“Ey Ehl-i Beyt! Şüphesiz ki, Allah sizden her türlü kiri giderip sizi tertemiz kılmak diler…” ayeti nâzil olduğunda Nübuvvet Âbasının altına çağrılmıştı. Artık HAMSE-İ ÂL-İ ÂBA’dandı.

Cihat meydanlarında ALLAH’IN ASLANI / ESEDULLAH olarak belirmişti. Saldırı anındaki aslana kinayeyle HAYDAR mahlasıyla da meşhurdu. Böylesi savaşların birinde Resûlullah, onun için LA FETA İLLA ALİ, LA SEYFE İLLA ZÜLFİKÂR (Ali gibi yiğit, Zülfikâr gibi kılıç yoktur) buyurmuştu.

O (kv); Allah ve Resûlünden (sav) razıydı, Allah ve Resûlü de ondan. Bundan sebep MURTEZA ismiyle de anıla geldi.

Nebevî muştu; yeryüzüne ve yaratılışa atıfla Onu TOPRAĞIN BABASI / EBU’L-TÛRAB olarak isimlendirmişken, sevenlerinin indinde Güneş misal Habibullah’a (sav) nispetle AY/KAMER olarak da şiar bulmuştu.

Âl-i İmran Sûresinde RESÛLULLAH’IN ENFÜSÜ, Maide Sûresinde ise MÜMİNLERİN VELİSİ olarak işaret edilmişti.

Bu yüzden kendisini İlim Şehri olarak bildiren Nebi (sav), kardeşi ve enfüsi hakikati mertebesindeki Hz.Ali (kv) için MUHAMMEDÎ İLMİN KAPISI buyurmuştu.

Allah ve Resûlünün tercihiyle, sonraki nesillerin teşbihleriyle daha nice isim, künye, makam ve sıfata mazhar olan Hz.Ali’nin (kv) kendisini tariflediği ilk meşhur ifadesi KONUŞAN KURAN / KURAN-I NATIK olmasıydı.

İkinci tarif ise şu şekildeydi: “Tüm Kitapların hakikati Kuran’dadır. Kuran Fatiha’dadır. Fatiha, Besmelede; Besmele ise BE harfinde toplanmıştır. İşte ben, BE’nin altındaki o ‘NOKTA’yım…”

Yine hatırlıyoruz ki; bahse konu NOKTA, ilmin tâ kendisidir. Cahillerin meşgalesi ise o noktayı çoğaltmaktır.

Hazreti Ali Efendimizin Hakk’a rücu ettiği şu gün hürmetine, niyaz ediyoruz Rabbimize!..

Allah’ım!..

Yaşayan Kurân’dan Konuşan Kurân’a, İlmin Şehrinden İlmin Kapısına ve bu deme değin müteselsilen gelen Sıddıkların, Şehidlerin, Salihlerin yolu üzere yürüyenlerden eyle bizleri!..

Kendisiyle amel edebileceğimiz ilimle, temiz akledişle, basiret ve ferasetle süslediğin kullarının arasına kat bizi!..

Şüphesiz ki; Sen dilediğine dilediğince lütfedensin ya Rabbi. O Şah-ı Velâyet’in hürmetine dile ki; Onun uğruna emek, nefes ve can verdiği tertemiz şuur ve ahlâka varis olabilelim.

-Allah’ın selamı ve rahmeti Hazreti Ali Efendimizin ve Sevdiklerinin üzerine olsun-

Share on Facebook0Share on Google+0Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn0
Araç çubuğuna atla