Kendini Bilmek

”O ki, bilmiyor ama biliyor bilmediğini;
çocuktur, onu eğitin/yetiştirin.
O ki, bilmiyor ama bilmiyor bilmediğini;
cahildir, ondan uzakça durun.
O ki, biliyor ama bilmiyor bildiğini;
(belki) uykudadır, onu uyandırın.
O ki, biliyor ama biliyor bildiğini;
bilge kişidir, onu izleyin. ”

Eski Yunan’da Delfi’ deki Apollon tapınağının alınlığında Altın Harflerle ‘Gnothi seauton’ (Yunanca: γνῶθι σεαυτόν) yani Kendini Bil” yazıyormuş diye yıllardır aktara geldik. Eski Hint Veda’ larından, Upanishadlardan konuşurken Sürekli ‘Kendini Tanımadan Tanrının tanınamayacağının’ erdeminden bahsedip, daha yakın tarihlerde Saint Augustine’in “kendimi bileyim ki, ya rabb, seni bileyim” diye söylediğini alıntılamış; sonra da Hz. Ali’yi her andığımızda “kendini bilen rabbini bilir” sözünü üstüne basa basa tekrar etmişiz.  Lao Tzu’yu hikaye ederken “Başkalarını bilen bilge bir kişidir, ama kendini bilen aydınlanmıştır.”  dediğinin altını çizmişiz ve tabiki  kendi köklerimizi araştırırken Ariflerden ”men arefe nefsehu fekad arefe rabbehu” yani ‘’Nefsini bilen rabbini bilir.’’  diye nakletmişizdir.
Rig Veda’da
“Ekam sat, viprah bahudha vadanti”
“There is a single Truth but
the wise call it by different names.”
”Tek bir Hakikat vardır ama
bilgeler onu farklı isimlerle adlandırır.”
Rig-Veda 3000+ BCE

diye de aktarılan ve haklı olarak da kesin kabul gören hikmetli sözün  ışığında;

.Kendini bilmenin tüm bilgeliğin başlangıcı olduğunu Mısırdaki sağır Sultan’ın bile duyduğunu,

Dikkat edilirse hem gerçeğin kaynağı, hem de  doğruya rehber olarak ‘bilmeye’ ortak bir vurgu olduğu görülecektir, Kuran’da da aynı mesaj vardır.

Rum suresi 30 da: ” Sen, bâtıl olan her şeyden uzaklaşarak yüzünü kararlı bir şekilde dine çevir ve Allah’ın insan bünyesine nakşettiği fıtrata uygun davran: ki, Allah’ın yarattığında bir bozulma ve çürümeye meydan verilmesin: bu, sahih dindir; ama çoğu insanlar onu bilmezler.”  buyrulmuştur.

Bizde nacizane hangi izden yürürse yürüsün; hakikat yolcularının yolunun ‘Kendini Bilme ’ önceliğinden geçtiğini söyleyip duruyoruz. Fakat bir başka hakikatte, bu sözün yalnızca duymak isteyenler için bir şey ifade edeceğidir..

Kulagını hakikate kapatanlara, kendini bilmeyi “gemisini yürüten kaptandır” olarak anlayanlara, yürüyen ölülere faydası olmayacağı aşikardır…

Kur’ân zaman üstü  bu gerçeği,  bu kez şöyle vurgular:
‘Sağırlara sen mi duyuracaksın; yahut körleri ve apaçık bir sapıklık içinde olanları sen mi doğru yola ileteceksin?’ 43/ZUHRÛF-40

 

Araç çubuğuna atla