Gurudwara

Kobra Etkisi

1940 Hindistan’ı. İngiliz hükümetinin Hindistan yönetimini elinde tuttuğu dönemler. İngiliz Sömürge yönetimi bu dönemde kobralardan çok çeker. Çok fazla yılan sokma vakası bildirilmektedir. Sömürge Hükümeti kobralara karşı savaş başlatır.

Ne var ki İngilizler yılanlarla haşır neşir oldukça daha çok İngiliz kobra zehiriyle tanışır. Bunu fark eden “zeki” bir İngiliz neden biz uğraşıyoruz?  Kobra kafası getiren Hintli’ye ödül verelim olsun bitsin.” der.

Bunun üzerine kampanya başlar.

Sömürge hükümeti, ölü kobra getirene ödül vaat eder. Önceleri yerel halk kobraları öldürüp bolca ödül alırlar, böylece gerçekten kobraların sayısı azalır; ancak zor koşullara muhteşem uyumları ile bilinen Hintli’ler “Madem bunlar her ölü yılana para veriyor o zaman biz bu kobraları besleyelim üretelim. Hem kim koşacak kobra peşinde?” derler. Bu fikirle yola çıkarak kobra çiftlikleri kurar yılanları üretir ve paraya para demezler.
Bu durumu fark edip aptal yerine konduklarını anlayan İngiliz’ler, hem daha fazla kobra üretilmesin diye, hem de zekaları ile daha fazla alay edilmesin diye kobra başına para verme kampanyasını durdururlar.

Tabii Hintli’ler de kobraların para etmediğini görünce, kobraları besleyerek kaynak ve vakit harcamak istemezler ve tüm çiftliklerdeki kobralar salınır.  Doğal ortamlarında da çoğalmaya devam eden kobraların popülasyonu iyiden iyiye artar. İngilizlerin kontrol manyaklığı da böylece ters teper. Bu tip vakaların kontrol altına alınması hedeflenirken, yaşananların beklenmeyen etkileri nedeniyle ters tepen olayların olduğu durumlara, bu hikayeye atfen “Kobra Etkisi” denir.

Alman ekonomist Horst Siebert tarafından tanımlanmıştır… Horst Siebert Der Kobra-Effekt adlı 2001 tarihli kitabında, ekonomi ve siyasetteki bu tür sapkınları tartışarak ödül mekanizmasının ahlaksızlığı teşvik ettiğini tanımlamıştır. Günümüzde ‘Kobra Etkisi’, bir soruna yönelik çözüm girişiminin, sorunu daha da kötüleştirdiğinde bir tür istenmeyen sonuç olarak ortaya çıkar, sonrasında terim, ekonomi ve siyasetteki yanlış uyarılmanın nedenlerini göstermek içinde kullanılmaya başlanır.

Geçmişe gidildiğinde benzer bir olayı Fransız sömürge yönetimi altındaki Vietnam’da da meydana geldiğini buluruz. 1902’de sömürge hükümeti Hanoi’de öldürülen her bir sıçana ödül veren bir program başlatmıştı. Ödül toplamak için, insanların bir sıçanın kopmuş kuyruğunu getirmesi gerekiyordu. Ancak sömürge yetkilileri, Hanoi’deki kuyruksuz sıçanları fark ettiklerinde gerçek ortaya çıktı.

Araştırma sonucunda gördüklerinden şoka uğramışlardı. Vietnam’lı sıçan yakalayıcıları sıçanların sayısı azalıp da ödül ihtimalleri ortadan kalkmasın diye programı; sıçanların kuyruklarını alıp kendilerini kanalizasyona geri salarak, tekrardan çoğalıp yeni fareler doğurmalarına yol açmasını sağlayacak şekilde yorumlamışlar bu keşiflerini de yeni ödüllere uzanan bir yol olarak kullanmaya başlamışlardı. Benzer şekilde Çin’de paleontologlar, Çin vatandaşlarına buldukları her fosil için ödül veriyorlarmış. Bunun üzerine insanlar bir kemik bulduklarında daha fazla ödül almak için parçalara ayırıp ayrı ayrı götürmeye başlamışlar. Bu da parçalanan kemiklerin bilimsel değerinin azalmasına yol açmış.

1958’de Mao Zedong, bir salgın hastalığın bulaşmasından sorumlu sivrisinekleri, kemirgenleri, sinekleri ve serçeleri yok etmek için Çin’de Dört Zararlı Kampanyasını başlattı. Bu dört zararlıyla mücadele politikası işe yaradı ve gerçekten de serçeleri de yok etti ancak büyük Çin kıtlığına da katkıda bulundu; serçelerin yokluğu böcek istilasına ve büyük ürün kaybına yol açmıştı.

BM Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli, 2005 yılında sera gazlarını azaltmak için bir teşvik programını başlattığında program çok heyecan vericiydi… Program kirletici gazları imha eden şirketleri, sonunda nakde çevrilebilecek karbon kredileri ile ödüllendirmeyi öneriyordu… İlkesel olarak kirleticinin çevreye verdiği zararın ne kadar ciddi olabileceğine göre ödül rakamları belirlendiğinden program ortak bir soğutucunun bir yan ürünü olan HFC-23’ü yok etmek için en yüksek ödüllerden birini koydu…

Peki sonuçta ne oldu dersiniz? Şirketler, yan ürün atık gazının daha fazlasını yok etmek ve milyonlarca dolar kredi toplamak için bu soğutucudan daha fazlasını üretmeye ve kullanmaya başladı. HFC-23 imhası için krediler 2013 yılında Avrupa Birliği’nde askıya alınmıştır.

Ve gelenekte olduğu gibi, biz de bunu bir hikaye ile bağlayalım.
Rumi’nin dediği gibi;

“Nasibinde varsa alırsın karıncadan bile ders. Naibinde yoksa bütün cihan önüne serilse sana ters”
Lafı buraya kadar uzattık, süsledik çünkü…’Ne ekersen onu biçersin’’

Uzak Doğu’da bir imparator yaşlandı ve halefini seçmenin zamanının geldiğini biliyordu. Karar verme zamanı geldiğinde çocuklarından ya da yardımcılarından birini seçmek yerine başka bir seçim yapmaya karar verdi. Bir gün krallıktaki tüm gençleri birlikte sarayına çağırdı.

Dedi ki: “Tahtı bırakıp yerimi alacak bir sonraki imparatoru seçme vaktim geldi. İçinizden Birini seçmeye karar verdim.” Çocuklar şok oldu! Ama imparator devam etti.

“Bugün hepinize bir tohum vereceğim, bu çok özel tohumu ekmenizi ve bu tohumdan yetiştirdiklerinizle bir yıl sonra buraya geri dönmenizi istiyorum. O zaman getirdiğiniz bitkileri inceleyeceğim ve seçtiğim, bir sonraki imparator olacak! ‘’

O gün Ling adında bir çocuk oradaydı ve diğerleri gibi o da bir tohum aldı. Eve gitti ve hikayeyi heyecanla annesine anlattı… Annesi bir saksı seçmesine ve toprağı hazırlamasına yardım etti, o da dikkatlice tohumunu ekti. Her gün saksıyı sularken ilk baştaki heyecanını kaybetmeden tohumu büyümüş mü diye seyrediyordu…

Yaklaşık üç hafta sonra diğer gençler tohumları ve büyümeye başlayan bitkileri hakkında konuşmaya başladı. Ling tohumunu kontrol etmeye devam etti ama onun saksısında hiçbir şey büyümedi. 3 hafta, 4 hafta, 5 hafta daha geçti. Saksısında hala hiçbir şey yoktu… Tüm çocuklar bitkileri hakkında konuşurken Ling’in hala anlatacağı bir bitkisi yoktu ve kendini çok başarısız gibi hissediyordu. Altı ay geçti, hala Ling’in saksısında bir şey yoktu.

Artık tohumuna bakamadığını ve onu öldürdüğünü düşünmeye başlamıştı. Herkesin ağaçları ve yüksek bitkileri vardı ama onun hiçbir şeyi yoktu. Ama Ling arkadaşlarına hiçbir şey söylemeden inançla tohumunun büyümesini beklemeye devam etti.xSonunda bir yıl geçti ve krallığın tüm gençleri inceleme için bitkilerini imparatora götürecekleri tarih gelip çatmıştı…xLing ağlayarak annesine imparatora boş bir saksı götüremeyeceğini söyledi. Ama annesi ona olanlar hakkında dürüst olması gerektiğini hatırlattı. Ling midesinde bulantı hissediyor, kusmak istiyor ama içten içe de annesinin haklı olduğunu biliyordu.

Boş saksısını saraya götürdü.

Ling geldiğinde diğer gençler tarafından sunulan bitki çeşitliliğine hayran kaldı. Her türden ve boyuttan bitkiler vardı ve hepsi çok güzeldi. Ling boş saksısını yere koydu. Onun saksısında yetişen hiçbir şey olmadığını gören birçok çocuk ona güldü. Bazıları onun için üzüldü ve sadece “Hey, iyi denemeydi” dediler.

İmparator geldiğinde odayı inceledi ve gençleri selamladı.

Ling sadece arkada saklanmaya çalışıyordu. İmparator, “Ne harika bitkiler, ağaçlar ve çiçekler yetiştirdiniz,” dedi. ” Bugün biriniz bir sonraki imparator olarak atanacak!”

İmparator aniden Ling’i odanın arkasında boş saksısıyla gördü. Muhafızlarına onu öne çıkarmalarını emretti. Ling çok korkmuştu.

“İmparator başarısız olduğumu biliyor! Belki de beni öldürtecek!” Ling saksısıyla birlikte ön tarafa geldiğinde imparator adını sordu.

“Benim adım Ling,” dedi.

Artık bütün çocuklar onun boş saksısın görmüşler ve hep bir ağızdan onunla dalga geçtiler. İmparator herkesten sakinleşmesini istedi.

Ling’e baktı ve sonra kalabalığa şöyle dedi: “Yeni imparatorunuzu görün, adı Ling! ”

Ling kulaklarına inanamadı daha tohumunu bile yetiştirememişti. Nasıl yeni imparator olabilir di ki?

Sonra imparator yavaş sesle konuşmaya başladı:

“Bir yıl önce her birinize bir tohum verdim, tohumu alın, ekin, sulayın ve bana bugün geri getirin dedim. Ling hariç hepiniz bana çok güzel ağaçlar, bitkiler ve çiçekler getirdiniz. Ama ben sizlere yeşermeyen, yanmış tohumları vermiştim… Siz ne yaptınız?

Tohumun büyümeyeceğini öğrendiğinizde, size verdiğimi başka bir tohumla değiştirdiniz. Tohumu yeşermediğinde boş bir saksı getirecek cesareti ve dürüstlüğü olan tek kişi Ling idi, bu yüzden yeni imparator olacak olan o!‘’

O yüzden şimdi ne ektiğimize dikkat edelim, sonra ne biçeceğimizi belirleyecek.

Ve şimdi ektiğimiz tohumlar hayatı bizim için daha kötü veya daha iyi hale getirecek.

Kaynaklar:

– Brickman, Leslie H. (1 Kasım 2002). 21. Yüzyıl Kilisesi’nin hazırlanması. s. 326
– Siebert, Horst (2001). Der Kobra-Effekt. Wie man Irrwege der Wirtschaftspolitik vermeidet (Almanca). Münih: Deutsche Verlags-Anstalt.
– Dubner, Stephen J. (11 Ekim 2012). “Cobra Etkisi: Yeni Bir Freakonomik Radyo Podcast”. Freakonomics, LLC. Erişim tarihi: 24 Şubat 2015.
– Schwarz, Christian A. (1996). NCD Uygulama Kılavuzu. Carol Stream Kilisesi Akıllı Kaynaklar. s. 126. Alıntı: Brickman, s. 326.
– Vann, Michael G. (2003). “Sıçanlar, Pirinç ve Irk: Büyük Hanoi Sıçan Katliamı, Fransız Sömürge Tarihinde Bir Bölüm”. Fransız Sömürge Tarihi. 4: 191-203. DOI: / fch.2003.0027 10.1353.
– Discover Magazine: “İyi Niyetlerle Döşeli: Dört Zararlı Felaketi” 14 Şub 2014
– İklim Hareketi – Avrupa Komisyonu. Avrupa Komisyonu. 23 Kasım 2016.
– www.wikipedia.org

 

Araç çubuğuna atla