Korku Nedir

Korku, gölgen kadar yanıltıcıdır, ama vardır. Gölge de vardır yanıltıcı, negatif, ama yok değil ve bazen, gölge sende büyük etkiler bırakabilir. Bir ormanda, karanlık çökerken, kendi gölgenden korkabilirsin. Issız bir yerde, ıssız bir yolda, kendi gölgenden korkup koşmaya başlayabilirsin. Koşuşun gerçek, kaçışın gerçektir, ancak sebebi yanıltıcıdır.

Yılan olduğunu düşünerek bir halattan kaçabilirsin; geri gelir ve yakından bakar, onu incelersen, olayın aptallığına güleceksin.

Ama insanlar genelde korkunun var olduğu yerlere gelmeye de korkarlar. İnsanlar, en çok korkunun kendisinden korkarlar, çünkü korkunun sadece var olması bile, senin temellerini sarsmaya yeter.

Sarsılan temeller çok gerçektir, unutma. Korku bir rüya, bir kabus gibidir, ama bir kabustan sonra uyandığında, etkileri sürer, o sersemlik devam eder. Nefes alıp vermen değişir, nefes nefese kalmışsındır, vücudun hala titrer, terlersin. Şimdi onun sadece bir kabus, bir rüya olduğunu, gerçek olmadığım bilirsin, ama bu bilginin bile varlığının özüne nüfuz etmesi zaman alır. Bu süre içinde, gerçek olmayan rüyanın etkisi devam eder. Korku, bir kabustur.

Korku nedir?

Korku, bir insanın kendi benliğinin bilincinde olmamasıdır. Tek bir korku vardır; kendini pek çok yolla ortaya koyar; bin bir tane şekli olabilir, ama temelde korku tektir ve bu, “Derinlerde bir yerde, ben olmayabilirim,” korkusudur. Ve bir açıdan, olmadığın da doğrudur. Tanrısallık, sen değilsin. Ev sahibi değil, misafirsin. Ve şüpheci olduğun için ve de şüphelerin oldukça etkilidir içeri bakmazsın. Olduğunu farz ederek devam edersin; çünkü bilirsin, içine bakarsan göreceksin, değilsin! Bu derin, dile getirilmeyen bir anlayıştır. Entelektüel değil, var oluşçudur, içindedir, o his hep vardır, “Olmayabilirim, içime dönüp bakmamak daha iyi. Dışarı bakmaya devam.” En azından seni aldatır, “ben” yanılgısını sürdürür. Ancak bu “benlik” duygusu yalan olduğu için korku yaratır. Her şeyin onu yok edebileceğini biliyorsun, herhangi bir müdahale, onu yerinden edebilir.

Sevgiyle yok olabilir, ciddi bir hastalıkla yok olabilir, bir başkasının ölümünü görerek yok olabilir. Pek çok yolla dağılabilir, çünkü çok kırılgandır. Sen bir şekilde, içeri bakmayarak, onu ayakta tutarsın.

Nasreddin Hoca, trenle seyahat ediyormuş. Bilet görevlisi gelmiş ve bileti sormuş. Hoca bütün ceplerine, bavullarına bakmış ve bileti bulamamış. Kan ter içinde kalmış ve korkusu giderek katlanıyormuş. Sonra bilet görevlisi sormuş,

“Bayım, ceplerinizden birine bakmadınız. Neden oraya bakmıyorsunuz?”

Nasreddin Hoca şöyle yanıtlamış, “Lütfen o cepten bahsetme. O cebe bakmayacağım. O cep benim son umudum! Eğer o cebe bakar ve bulamazsam, o zaman kayboldu demektir. O zaman kesinlikle bulamam. O cebe bakamam. izninle, diğer her yere bakacağım; o cep benim kurtarıcım, hala biletin o cebimde olduğunu umabilirim. Bilerek bakmadım ve ona dokunmayacağım. Bileti bulsam da bulmasam da, özellikle o cebe bakmayacağım.

Ego ile de durum böyledir. içine bakmazsın, o senin tek umudundun

“Kim bilir? Belki de oradadır.” Ama eğer bakarsan, içgüdülerin sana orada olmadığını söyler.

İçeri bakmayarak, sürekli dışarı bakarak yarattığın bu hayalı ego, korkunun temel sebebidir. Bakmak zorunda olduğun tüm o alanlardan korkarsın. Güzellikten korkacaksın, çünkü güzellik seni içeri atar. Güzel bir günbatımı ve bulutlardaki tüm o renkler ve sen ona bakmaya korkarsın, çünkü böyle bir güzelliğin seni kendi içine atacağı kesin. Böyle yüce bir güzellik, düşünmeni engeller: bir an için zihnin hayrete düşer, nasıl düşüneceğini unutur, bilgiyi nasıl alıp işleyeceğini. İçsel ses susar, sessizleşir ve sen birden, içine girersin.

insanlar güzel müziklerden korkar, insanlar harika şiirlerden korkar, insanlar yakınlaşmaktan korkar, insanların aşk ilişkileri, sadece vurkaç oyunlarıdır. Bir diğer insanın varlığının derinliklerine inmekten korkarlar, çünkü o derinliklerde korku yatar bir diğer insanın benlik havuzu, seni yansıtır. O havuzda, bir başkasının varlığının aynasında, eğer sen yoksan, eğer o ayna boşsa ve hiçbir şeyi yansıtmıyorsa, o zaman ne olacak?

insanlar sevgiden korkar. Numara yapar, sevgi adına oyunlar oynayarak yaşarlar. Meditasyondan korkarlar; meditasyon adına, yeni düşünce yollarına başvururlar. Maharıshi Mahesh Yogi’nin Transandantal Meditasyon dediği şey de budur; ne meditasyon ne de transandantal, sadece bir mantrayı mırıldanmaktır. Ve bir mantrayı mırıldanmak, bir düşünce, odaklı düşünce sürecinden başka bir şey değildir. Bu da yeni bir araçtır, meditasyon yapmamak için bir araç. İnsanlar Hıristiyan dualarını, Yahudi dualarını, Hindu dualarını tekrarlıyorlar, hepsi meditasyondan kaçmak için. Bunlar meditasyon değildir, unutma. Zihin öyle kurnazdır ki meditasyon adı altında, pek çok yalan fenomen yaratmıştır.

Meditasyon, kesinlikle hiçbir şey yapmadığında, zihnin hiçbir şekilde çalışmadığı anda olandır. Zihnin bu işlevsizliği meditasyondur —mırıldanmadan, mantra söylemeden, resim görmeden, odaklanmadan. Sadece zihnin var olmasıdır. Ve bu varoluşta, ego kaybolur ve egoyla birlikte egonun gölgesi de kaybolur.

O gölge, korkudur.

Korku, en önemli sorunlardan biridir. Her insan onu yaşamak ve ona dair belirli bir anlayışa erişmek zorundadır.

Osho / Korku

Araç çubuğuna atla