Sana ne oldu ve aynı şey bana nasıl olabilir?

“Meditasyonun derinleştikçe gelişen nitelikler vardır. Örneğin nedensiz yere kendini aşk dolu hissetmeye başlarsın. Bu senin bildiğin aşk değildir, aşık olmak değildir. Sadece aşk dolu olma niteliğidir ve insanlarla da sınırlı kalmaz. Meditasyonun derinleştikçe, aşkın insanlığı aşıp, hayvanlara, ağaçlara hatta kayalara, dağlara doğru yayılmaya başlayacaktır.
Bir şeyin senin sevginin dışında kaldığını hissediyorsan, takılıp kalmışsın demektir. Aşkın olduğu gibi tüm varoluşa yayılmalı. Meditasyonun yükseldikçe, daha düşük niteliklerin de yok olmaya başlayacak. Bu ikisi bir arada olamaz. Eskisi kadar kolay öfkelenemezsin. Yavaş, yavaş öfkelenmek imkansız hale gelir. Kimseyi hiçbir şekilde aldatamaz, kandıramaz, sömüremez olursun. Kimseyi incitemezsin. İç bilincin değiştikçe, davranış biçimin de değişecektir.
Artık normalde kapılıp gittiğin o üzgün anlara kapılmayacaksın – hayal kırıklıkları, üzüntü, anlamsızlık hissi, endişe, acı; tüm bunlar yavaş yavaş sana yabancı gelmeye başlayacak.
Öyle bir an gelecek ki, kızmak istesen bile bunun imkansız olduğunu göreceksin; öfkenin dilini unutmuş olacaksın. Gülmek daha kolay gelecek. Yüzün, gözlerin içsel bir ışıkla parlayacak. Kendini sanki yer çekimi sana eskisi gibi işlemiyormuş gibi hafiflemiş hissedeceksin. Ağırlığın gitti çünkü tüm bu nitelikler, öfke, üzüntü, hüsran, kurnazlık hep çok ağırdır. Tüm bu hisler insanı ağırlaştırır. Sen bunu bilmesen bile kalbini ağırlaştırır ve seni katılaştırır.
Meditasyon geliştikçe, kendini yumuşak ve savunmasız hissedeceksin; nasıl gülmek sana daha kolay geliyorsa, gözyaşları da öyle gelecek. Ama bunlar üzüntü veya kederin gözyaşları olmayacak. Bunlar sevinç, mest olma gözyaşları olacak; minnetin, şükran duymanın gözyaşları olacaklar. Bu gözyaşları sözcüklerin söyleyemediği şeyleri söyleyecek; bu gözyaşları senin duaların olacak.
Ve ilk defa gözyaşlarının yalnız acının, sefaletin, ıstırabın ifadesi olmadığını göreceksin, eskiden onları bu duygular için kullanıyordun. Ama onların yerine getirilecek çok daha büyük bir amaçları var: gözyaşları kendinden geçmenin ifadesi olarak geldiklerinde inanılmaz bir güzellik taşır.
Ve bütününde bir genişleme bulacak- genişlediğini, git gide büyüdüğünü hissedeceksin. Bu ego anlamında değil, bilincin yayılması, insanları da kendi alanına katması, ellerinin büyüyüp çok uzaklardaki insanlara da sarılabilmesi, uzaklıkların ortadan kalkması, en uzaklardaki yıldızların bile yakına gelişi gibi olacak çünkü artık bilincin kanatlanmış olacak.
Ve tüm bunlar öylesine berrak ve kesin şeylerdir ki asla ne bir soru ne bir kuşkuya yer bırakmazlar. Kuşku belirdiğinde, takılı kalmışsın demektir; o zaman uyanık ol, enerjini daha yoğun bir şekilde meditasyona ver. Ama bunlar sorusuz sualsiz geliyorsa…
**
Garip bir dünya bu: sefalet içindeysen, ıstırap çekiyorsan kimse sana birinin beynini yıkamış, seni hipnotize etmiş olduğunu söylemez. Ama gülümsüyorsan, sokakta sevinçle dans ediyor, şarkı söylüyorsan insanlar şok geçirir. Sana, “Ne yapıyorsun? Biri senin beynini yıkamış, hipnotize mi edildin, yoksa delirdin mi?” diye sorarlar.
Bu garip dünyada acı çekmek doğal olarak kabul edilir. Istırap doğal görülür. Niye? Çünkü ne zaman acı çekiyor, sefalet çekiyorsan, ötekini o kadar sefil durumda, o kadar mutsuz olmadığı için mutlu etmiş oluyorsun. Sana anlayış göstermesine fırsat yaratırsın ve anlayış bedavadır.
Ama mutluluktan mest olmuş durumdaysan o adam kendini senden mutlu hissedemez; onu bastırmış olursun. Kendisinde yanlış bir şey olduğunu hisseder. Seni kınamak, ayıplamak zorundadır yoksa kendisi hakkında düşünmek zorunda kalır ama bundan korkar. Kendi hakkında düşünmekten herkes korkar çünkü bu değişmek, dönüşüme uğramak, bazı süreçlerden geçmek anlamına gelir.
Asık suratlı insanları kabul etmek kolaydır; ama kahkaha dolu insanları kabul etmek çok zordur. Böyle olmamalı bu. Daha iyi bir dünyada, daha bilinçli insanlarla dolu bir dünyada bu böyle olamaz, tam tersi olur. Acı çektiğinde insanlar sana, “Neyin var? Ters giden nedir?” diye sormaya başlarlar. Ve mutlu olup, yol kenarında dans ettiğinde, yanından biri geçerse, ya o da sana katılabilir ya da en azından seni dans ederken görmekten mutluluk duyar. Ama senin delirdiğini söylemez çünkü dans etmek delilik değildir, şarkı söylemek delilik değildir, sevinç delilik değildir, sefalet çekmek deliliktir. Ama delilik de kabul görüyor.
Meditasyonun geliştikçe, çevrende sana, “Senin bir şeyin var. Kendi başına otururken gülümsediğini gördük. Niye gülüyorsun? Bu normal değil” diye soran bir eleştirmen sürüsü yaratacağının farkında olmalısın. Üzgün olmak normal ama gülümsemek değil.
İnsanlar sana hakaret ettiklerinde, onlara yanıt vermezsen bu da zorlarına gider. Sen sadece, “teşekkür ederim” diyerek yoluna devam edersin. Bunu hazmetmek zordur çünkü o kişinin egosunu derinden incitir. O seni aşağı, çamurun içine çalıştığı halde sen bunu reddettin; o şimdi orda tek başına kalmış oldu. Seni affetmesi mümkün değil.
Bu tür şeyler başına gelmeye başlarsa, doğru yolda olduğundan emin olabilirsin. Ve kısa sürede, anlayışa, deneyime sahip kişiler, sendeki değişiklikleri görmeye başlayacaklardır. Sana ne olduğunu ve bunun nasıl olduğunu soracaklardır: “Bunun bize de olmasını istiyoruz.” Kim sefalet çekmek ister? Kim sürekli kendi kendine işkence ediyor olmak ister?
Meditasyonun derinleştikçe tüm bunlar başına gelecek: biri seni ayıplayacak, biri delirdiğini düşünecek, anlayış sahibi birisi sana, “Sana ne oldu ve aynı şey bana nasıl olabilir?” diye soracak.”
Osho

Araç çubuğuna atla