Gurudwara

Sans Souci

Adaletin kuvvetli, kuvvetlilerin de adaletli olmaları gerekir.  –Pascal

Bugün size bir şehirden ve bir şehrin nasıl da içinde yaşayan insanların enerjisini kültürünü yansıttığından bahsetmek istiyorum.

Belki böylece bazı şehirlerin asırlardır güzelliğini nasıl koruyabildiğini ve zamanında çok güzel olan bazı şehirlerin içinde yaşayanlar ve yönetenlerce nasıl çirkinleştirilebildiğini gösterebilirim…

Ülke Almanya, şehir; Brandenburg eyaletinin başkenti Potsdam.

Potsdam Berlin’in 40 kilometre güneybatısında, Berlin’den Potsdam’a ulaşım yaklaşık 45 dakika sürüyormuş ve bir seyahat planladığınızda Berlin’den metro ile direkt Potsdam’a ulaşabilir, burada 2-3 saat süren günlük turlara katılıp Potsdam’ı rehber eşliğinde gezebilir ya da bisiklet kiralayıp kendiniz dolaşabilirmişsiniz. Gezginler, Potsdam’ın  Havel nehri ve Glienicke Gölü kıyılarını kaplayan saraylar ve parklarıyla sanki cennetten bir köşe  gibi olduğu  konusunda hem fikir.

Seyahat acentelerinin  katalogları ve gezginlerin yayınladıkları fotoğraflarda görüldüğü kadarıyla Potsdam, aynı zamanda tarihi güzel binalara da sahip bir şehir ve ansiklopedik bilgilerinde doğruladığı gibi bunun nedeni şehrin 1918’e kadar  aynı zamanda Prusya Kralları’nın ve Alman Kaiser’inin ikametgahı olması…

Parkları, nehirleri, gölleri ve binaları ile kültürel bir peyzaj bölgesi olan Potsdam 1730 ve 1916 arasında tasarlanmış ve inşa edilmiş… Potsdam’da şehri yaratan ilk estetik dokunuş I. Friedrich zamanında olmuş.  1713 yılında, “Asker Kralı” lakaplı I. Friedrich William kasabaya askeri taburlar getirerek şehir nüfusunu arttırmış… Potsdam’ın arazisinin çoğu bataklık arazilerden oluştuğundan kral, bu inatçı topraklarda inşaat için Hollanda’dan işçiler getirtip ve onlara daha sonraları Hollanda Mahallesi diye anılacak mahalleyi kurdurtmuş…

I.Friedrich ‘in 31 Mayıs 1740’ta ölmesi üzerine II. Friedrich adıyla 1740 yılında tahta çıkan oğlu Potsdam manzarasının yüzyıllarca süren ve bugün görenlerin hayranlıkla izlediği dönüşümünü başlatmış… 1740 ile 1786 yılları arasındaki Prusya Kralı olan II. Friedrich Askeri alandaki başarıları ve ülkesinin kalkınması yolundaki çabalarından dolayı Büyük Friedrich (Friedrich der Große) adıyla anılır…

Potsdam üzerinde çok etkili olan iki kralı; I. Friedrich ve II. Friedrich namı diğer (filozof Kral) Büyük Friedrich’i, Prof.Dr. İlber Ortaylı’nın anlatımı ile biraz daha tanımaya çalışalım.

“(Büyük) Friedrich kadar Alman olan bir hükümdar düşünülemez ama Fransızca yazar ve konuşurdu. Kötü Almanca’sını ise sadece komuta vermek ve askerleri azarlamak için kullandığı söylenir. Övündüğü Fransızcasını, taptığı adam, mürşidi Voltaire ara sıra küçümser ve ikisi bu yüzden meyhane arkadaşları gibi kavga ederlerdi. 

I.Friedrich Wilhelm’in (Büyük Friedrich’in babası), hepsinin de adı Wilhelm veya Friedrich olan öbür Prusya krallarından bir farkı vardı; orduyu kuvvetlendirmek. Bunun için biraz gülünç kaçan, her yerden uzun boylu asker devşirmek yanında, memleketi sanayileştirmek için akıllıca bir tedbir olarak Fransa’nın attığı bütün Protestanları Almanya’ya doldurmak oldu. “Hugenot”lar dediğimiz bu kalabalık ve eğitimli Fransızlar gelecek üç asırdaki Almanya’nın ustası, mühendisi, öğretmeni, filozofu, hekimi ve eczacısı oldular.

Tek varisinin kralı çıldırtan bir tarafı vardı: Askerlik ve erkekçe spor olan ava çok meraklı değildi. Bir keresinde oğlanı öyle bir haşladı ki hıncını alamadı, kılıcını çekip az kalsın öldürüyordu. (Büyük Friedrich) Avrupa saraylarının içinde en gaddar ve acımasız komutan oydu ama Aydınlanma devrinin de önde gelen bir hükümdar portresiydi. Roma devrinden beri meşru bir sorgulama yöntemi olan işkenceyi yasakladı. Söz hürriyetine müdahale etmedi. Basım öncesi sansürü kaldırdı, tebaasına dini serbestliği bağışladı.’’

Babası tarafından sert ve sıkı bir disiplinle yetiştirilen II. Friedrich namı diğer (filozof Kral) Büyük Friedrich’e Patates kralı da deniyor. Çünkü Halkı patates yetiştirmeye teşvik etmiş. Halk patates ekmeye yanaşmayınca tarlalara patates ektirip saray sebzesi olarak korumaya aldırıp halka patates ekimini yasaklamış. Bunun üzerine halk merak edip patatese ulaşmaya çalışınca korumayı gevşetip halkın patatesin tadına bakmasını sağlamış. Bunun üzerine halkta patatesi lezzetli bulup ekmeye başlamış.

I. Frederich’in 1745-1747 arasında Potsdam‘da Sanssouci Yazlık Sarayı’nı yaptırmış. 1714’ten beri Kraliyet Ahırları olarak kullanılan eski Orangerie 1746’da genişletilmiş. Yaklaşık bir yüzyıl sonra, IV. Frederich William peyzaj mimarı Peter J. Lenne’yi kale bahçelerini oluşturmak için getirmiş. Lenne, Fransız esintileri ve bağ tarzı teraslarıyla Sanssouci Sarayı’nı çevreleyen parka yeşil tonu getirmesiyle tanınır. Unesco Dünya Kültür Mirası içinde bulunan Sanssouci Park, birçok güzel bahçenin, binanın ve sanat eserinin bulunduğu bir yerdir. Teraslı bahçeleri ve çeşmeleri ile ünlenmiş. 1000’den fazla heykel bulunuyor. Yaklaşık 300 hektarlık bir alanı kaplar ve 2 kilometreden uzun bir doğu-batı eksenine sahiptir. Burada 250 yıldan uzun bir süredir en gelişmiş bahçe tasarımı yapan, zamanının en yetkin mimar ve heykeltıraşları çalışmış.

Aslında burayı gerçek anlamı ile gezmek ve keyfini çıkarmak için bir tam gün ayırmak gerekiyormuş.

Sanssouci Sarayı 1745 yılında Büyük Friedrich tarafından yapılan eskizlere dayanılarak inşa edilmiş ve 2 sene gibi bir zaman içinde tamamlanmış. Sonuçta, merkezdeki eliptik kubbeli ve her iki ucunda dairesel odalar bulunan küçük ama görkemli tek katlı muhteşem Rococo bina ortaya çıkmış… Bahçe cephesi zengin alçı süslemelere sahiptir Daha sonra Saray, Kral IV. Friedrich tarafından iki kanat daha genişletilmiş. Bahçeler teraslı olacak şekilde konumlandırılmıştır. Arka tarafta ise Korint sütunlarından sütunlarla çevrili Grand Courtyard bulunmaktadır.

Filozof Kral Büyük Friedrich alçak gönüllü bir insanmış. Bir tacı “sadece yağmurun içeri girmesine izin veren bir şapka” diye tanımlaması ile ünlü. Mezarının bağdaki en üst terasta, ıssız bir yerde olmasını istemiş. “Orada olacağım zaman, umurumda olmayacağım” demiş.

Sarayın hemen karşısında da tarihi bir yel değirmeni bulunmakta…

Ve gelenekte olduğu gibi biz bunu bir hikâye ile bağlayalım.

Rumî’nin dediği gibi ”Nasibinde varsa alırsın karıncadan bile ders. Nasibinde yoksa bütün cihan önüne serilse sana ters.’

Lafı buraya kadar uzattık süsledik ama hikayemiz aslında bu “Yel Değirmeni” ile ilgili.

Hikayesini birçoğumuz biliriz…

Artık Prusya Kralı olan Büyük Friedrich, Potsdam Ormanları’nda gezinirken bir değirmenin bulunduğu tepenin yanındaki alçak bir tepe üstünde durur ve değirmeni satın alarak yerine şanına yakışır muhteşem bir saray yaptırmak ister. Hemen yardımcıları değirmenin sahibini bulur ve araziyi değirmenle birlikte kendisinden almak isterler. Ancak değirmenci araziyi vermeye razı olmaz. Bunun üzerine askerler değirmenciyi kralın huzuruna çıkarırlar. Kral, değirmenciye bakar.

“Arazine bir saray yaptırmak istiyorum.” der.

İkna etmek için önce değirmene değerinin kat kat üstünde bir meblağ ödemeyi teklif eder. Fakat değirmenci, kral ne kadar para verirse versin, bu satışa bir türlü razı olmaz. Kral, teklif ettiği onca paraya rağmen değirmeni satın alamayınca sinirlenir ve “Sen benim Prusya Kralı Friedrich olduğumu bilmiyor musun yoksa?” diye gürler.  Değirmenci hiç alttan almaz. “Biliyorum” der. “Senin kral olduğunu biliyorum. Ama ben de bu değirmenin ve arazinin sahibi Sans-Souci’yim.”

Kral iyice köpürür ve “Madem benim kim olduğumu biliyorsun, o halde zorla alabileceğimi de biliyor olmalısın. Bakalım o zaman ne yapacaksın? Benim binlerce askerim var. Senin kimin var?” der.

Değirmenci Sans Souci bu söz üzerine hiç telaşa düşmeden tarihe geçen o ünlü sözü söyler:

“Berlin’de hakimler var. Ben de onlara güveniyorum.”

Bu arada Sans Souci ‘umursamaz’ demektir.

Kral bu cevap üzerine hem dehşet hem de iftihar duyar. Islah ettiği mahkemelerin adaletine, kendi aleyhine bile olsa güvenildiğini anlar ve Konfücyus’un ;

‘Adalet bir kutup yıldızı gibi yerinde durur geri kalan her şey onun etrafında döner.’

Deyişini hatırlamışçasına tarihe geçen şu ünlü sözünü söyler:

“Hiçbir güç, hiçbir İKTİDAR, kral dahi olsa ADALETTEN ÜSTÜN DEĞİLDİR.”

Kral II. Friedrich bu yel değirmeninin Prusya Krallığı devam ettikçe korunmasını ister ve onun daha altında olan tepeye sarayını diker ve adını da Sans-Souci Sarayı koyar. Saray ve değirmen yan yana. Kral ve değirmenci adaletle komşu oluyor. ​Sabahları II. Friedrich arka bahçeye çıktığında değirmenci sesleniyor;

Hey Friedrich, ekmek yaptım göndereyim mi?

Ve Kral bile olsa adil bir yöneticiye yakışır şekilde, Sokrates’ın ‘’Bir yargıç, iyi niyetle dinlemeli, akıllıca karşılık vermeli, sağlıklı düşünmeli, tarafsızca karar vermelidir.’’ Dediği gibi…

II. Friedrich de cevaben diyor ki; “ADALET HER SABAH bana, SICAK BİR EKMEK kokusuyla gelirdi.”

Araç çubuğuna atla