Zen

Shunyata

Shunyata: Hiçlik, boşluk, dualitenin ve kavramsallaştırmanın yokluğu.

Trungpa, “Ruhsal Materyalizmi Aşmak” (Cutting Through Spiritual Materialism) adlı kitabının Shunyata adlı bölümünde, hakikat ve gerçeklik problemine 3 temel yaklaşımın bulunduğunu söyler. Bunları 1. Ebediyetçi, 2. Nihilist ve 3. Atomist yaklaşımları olarak sıralıyor.

  1. Ebediyetçi yaklaşımda olguların bir tür ebedi öz taşıdığı düşünülür. Varlıklar, olgular doğar ve ölürler yine de hiçbir zaman kaybolmayan ebedi bir öze sahiptirler. Trungpa bu ebedi var oluşun niteliğinin bir şeye bağlanmak zorunda olduğunu ve bunun da bir Tanrı, ruh, atman, yıkılmaz bir benliğe inanışa yol açtığını söyler.
  2. Nihilist – hiçlikçi bakış açısı herşeyin hiçlikten, gizemden yayıldığını düşünür. Tanrı’nın bilinemeyeceğine dayanan teist ya da ateist yaklaşımların kaynağı bu düşüncedir. Bu düşünme biçimde Yaşam ve dünya sadece mayanın, illüzyonun dansıdır. Şeyler spontan olarak hiçlikten dışarı yayılır. Bir cevabın bulunmama fikrine cevabı kendisi olarak güvenilir ve bu noktada kalınır. Bu tür yaklaşım aynı zamanda kaderci düşüncenin psikolojik tavrını uyandırır.
  3. Gerçekliğe Hinayana tarzı yaklaşımsa atomist ve çoğulcu bir tavır sergileyerek geçiciliği, doğan her şeyin değişmesi ve ölmesi gerektiğini, büyük gizem olarak ortaya koyar. Ne var kişi geçiciliğin kendisini göremez ancak onun biçimdeki dışavurumlarını görebiliri. Böylece Hinayana’cılar evreni uzamda var olan atomlar ve zamanda var olan anlar olarak tasvir eder. Geçiciliğin çeşitli yönleri üzerinde derin düşünerek (doğum, büyüme, ölüm) anlayış geliştirmeyi ve farkındalık egzersiziyle zihinsel olayların geçiciliğini görmeyi hedeflerler.

Trungpa neredeyse dünyanın tüm ana felsefelerinde ve dinlerinde bu üç tür yaklaşımın (ebediyetçi, nihilist ve atomist-çoğulcu) farklı kombinasyonlarının görülebileceğini söyler. Madhyamaka bakış açısına göre, gerçekliğe dair bu üç yanlış kavram, kişi hayatın sözde gizemini çözmek için yola çıktığı sürece kaçınılmazdır.

Bu konuda Yogachara okulu, “bağımsız bir bilenin olmadığını, daha çok herşeyin kendi tarafından bilinir olduğunu, sadece “tek bir zihin”in (“kendiliğinden parlayan tek biliş”in) bulunduğunu söyleyerek gizemle olguları birleştirme yoluna gitmiştir. Evrendeki her şey bu zihnin oyunudur. Bu okula göre bilenle bilinen arasında ayrılık yoktur, acı bağımsız bir bilenin varlığına inanmaktan doğmaktadır.

Trungpa, Nagarjuna’nın bu teorileri, hatta zihnin varlığını dahi sorguladığını aktarır. Nagarjuna bu sorgulamalarını (Madhyamak Okulunun temel prensibi olan) “ non dwelling” (hiçbir kavramda ikamet etmemek-hepsini bırakmak) prensibiyle sonuçlandırır. Kişi, ne uç, ne ılımlı olsun, ne de “tek zihin” kavramı olsun, gerçekliğe dair hiçbir yanıtta ya da tanımlamada kalmamalıdır. Hatta bu düşünce bile bırakılmalı, “hiçbir yerde karar kılmamak” ta bile karar kılınmamalıdır. (Terki terk)

İzleyecek hiç kimse, bilinebilecek hiçbir şey yoktur. Gerçeklik sadece olur ve shunyata ile kasdedilen de budur.

Öyleyse “Ben” inancı ve tüm nevrotik süreç nasıl başlar?

Trungpa biçime dair bir algının ortaya çıktığı her sefer aynı anda bir büyülenme ve belirsizliğin de ortaya çıktığını söyler. Bu şeyin ne olduğunu fark eder etmez ikinci tepki ise ona bir isim vermektir. İsimle birlikte tabii ki kavram da gelir. Nesneyi kavramsallaştırmaya eğilim duyarız; böylece artık şeyleri oldukları gibi göremeyiz. Kavramsallaştırma yoluyla bizimle nesne arasında bir filtre ya da perde yaratmış oluruz. Bu perde meditasyon sırasında ve sonrasında süregiden bir farkındalığı koruyamamamızın nedenidir. Bu perde bizi panoramik farkındalıktan ve meditatif halden ayırır, çünkü sürekli bir biçimde şeyleri oldukları gibi göremeyiz.

Shunyata, kavramsal perdeyi ve gereksiz karmaşayı aşan berraklıktır. Kişi artık nesne tarafından büyülenmez ve özne olarak içine dâhil olmaz. Şu ve bundan tamamen özgürleşmiştir. Tüm bu süreç egonun geri çözülmesidir. Nevrotik düşünce ve duygularla başa çıkmayı öğrenerek başlarız. Sonra yanlış kavramlar çözülerek kaldırılır. Trungpa tüm inanışların da içinden geçilerek aşılması gerektiğini söyler. Ve bir kişi tamamen ortaya serildiğinde, tamamen çıplak, tamamen maskesiz, tamamen açık- işte bu anda dünyanın gücünü görür. Temel, mutlak, salt riyakarlığın maskesi düştüğünde kişi o zaman mücevheri kendi ışıltısı içinde parlarken: yeniden bir olmanın enerjik, canlı kalitesi içinde görmeye başlar.

Trungpa Kalp Sutra’nın, Şefkat ve becerekli vasıtayı temsil eden aydınlanmış varlık olan Avalokiteshvara ile bilgeliği temsil eden aydınlanmış aziz Shariputra arasında geçen bir diyalog olduğunu açıklayarak devam eder.

Avalokiteshvara şöyle der: “Ey Shariputra, biçim boşluktur, boşluk biçimdir; biçim boşluktan başkası değildir, boşluk biçimden başkası değildir.” Ve sutra büyük mantrayla son bulur: “Om gate, gate, paragate, parasamgate bodhi swaha.”

Gate: “Gitti, bırakıldı, kurtulundu, açıldı”

Trungpa ilk gate kelimesinin çelişkili duyguların perdesinden kurtuluş olduğunu söyler. (Biçimin boşluk olması) İkinci gate ise gerçeklik ile ilgili ilkel inanışlardan kurtuluştur. (Boşluk biçimdir.)

Paragate: Ötesine geçti, bütüyle ortaya serildi. (biçim biçimdir, boşluk boşluktur)

Parasamgate: Tamamiyle ötesine geçti

Bodhi: Bütüyle aydınlanmış olan

Svaha: Öyleyse olsun

“Git, git, ötesine git, bütünüyle git, uyan, öyleyse olsun.”

(Chögyam Trungpa’nın “Cutting Through Spiritual Materialism” adlı kitabından kısaltılmış özetlenmiş çeviri)
Hazırlayan: Nil Köken
Araç çubuğuna atla