• Psikoloji

    Başarıya götüren yol

    ‘Aykırı profesör’ elinde bir fare ve kutu ile salona girdi. Öğrencilerin şaşkın bakışları arasında fareyi kutunun içine koydu ve kutuyu kapattı. Kutunun hava almadığı açıktı. Salona dönerek: -“Bu kutuya iki gün kimse dokunmayacak dokunan bu dersi geçemez!..” dedi ve salondan çıkıp gitti. Salondaki öğrenciler olaya bir anlam verememişlerdi. Kimisi kutunun içindeki fareyi çıkarmayı düşündü ama ‘cesaret edemedi’. İki gün boyunca ders görülen sınıfta kutu öylece kaldı. Ne olacağını merak ederek iki gün geçirdiler. İki gün sonunda tekrar dersi olan profesör salona girdi ve kutuya yaklaşarak açtı. Tabi ki, kutunun içindeki fare artık yaşamıyordu. Öğrencilerden birçoğu üzülmüştü. Profesör sınıfa dönerek: -”farenin neden yaşamını yitirmiş olabileceğini” sordu. Sınıftan birçok farklı ses ve…

  • Felsefe

    Dua

    “Tanrım, beni senin barışının bir aracı yap, Nefretin olduğu yerde sevgi tohumları atayım, Yaranın olduğu yerde, bağışlama, Huzursuzluğun olduğu yerde birlik, Şüphenin olduğu yerde inanç, Yanlışın olduğu yerde doğru, Umutsuzluğun olduğu yerde umut, Üzüntünün olduğu yerde neşe, Karanlığın olduğu yerde ışık olayım. Ey Yüce Tanrım, sen lûtfet ki, Teselli edilmeyi, anlaşılmayı ve sevilmeyi talep etmeyeyim, Teselli etmeyi, anlamayı ve sevmeyi talep ettiğim kadar. Çünkü, veriştedir alışımız, Bağışlarken bağışlanırız, Ve ölürken doğarız, Sonsuz hayata.  St. Francis of Assisi

  • Tasavvuf

    Şükür

    İsa (a.s) bir ağacın altında dua eden birini görür, dikkatlice baktığında, adamın ayaklarının sakat olduğunu, iki gözünün de görmediğini anlar. Vücudunda ise baras hastalığı olduğunu görür.Ama adamın bütün bunlara rağmen ellerini kaldırmış mutluluktan uçacakmışcasına dua ettiğini fark eder. “Ey nice zenginlere vermediği nimeti bana ikram eden Rabb’im! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun”… Hazreti İsa kötürüm adama yaklaştı: “Yürüyemiyorsun, gözlerin görmüyor. bedenin de sıhhatli görünmüyor? Buna rağmen çoğu zenginlere verilmeyen nimetlerin sana verildiğin düşünmekte, bunun için de büyük bir mutlulukla şükretmektesin. Hangi nimettir nice zenginlere verilmediği halde sana verilen.” Kapalı gözler ile sesin geldiği yana yönelen kötürüm adam dedi ki; “Efendi! Allah bana öyle bir kalp vermiş ki, O’nu tanıyorum.…

  • Mevlana

    Mesnevî’nin ilk 18 beyti

    بشنو اين نى چون حكايت مى‏كند از جدايى‏ها شكايت مى‏كند Bişnev in ney çün hikâyet mîküned Ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned Dinle, bu ney neler hikâyet eder, ayrılıklardan nasıl şikâyet eder.   كز نيستان تا مرا ببريده‏اند در نفيرم مرد و زن ناليده‏اند Kez neyistân tâ merâ bübrîdeend Ez nefîrem merd ü  zen nâlîdeend Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryâdımdan erkek ve kadın müteessir olmakta ve inlemektedir.   سينه خواهم شرحه شرحه از فراق  تا بگويم شرح درد اشتياق‏ Sîne hâhem şerha şerha ez firâk Tâ bigûyem şerh-i derd-i iştiyâk İştiyâk derdini şerhedebilmem için, ayrılık acılarıyle şerha şerhâ olmuş bir kalb isterim.   هر كسى كاو دور ماند از اصل خويش باز جويد…

  • Mevlana

    Usta ve Çırak

    Bir zamanlar bir yerde iyi bir usta vardı , Yanında bir de çırak , gözleri biraz şaşı . Şaşılık bir özürdür , ne bir suç , ne de bir kusur , Noksanını bilmemek , işte kabahat budur. … Usta bir gün çırağa , dedi ” içeriye gir ” Orada bir şişe vardı , al onu bana getir ” Çırak içeri gitti ve sesi geldi derin , ” Burda iki şişe var , hangisini istersin ? ” Usta dedi , ” İyi bak , şişe çift değil , bir tek , Yanlış görmeyi bırak , gözünden perdeyi çek .” ” Beni aşağılama ” diye seslendi çırak , Burda iki şişe var…

  • Tasavvuf

    İnsanlık öldü demesinler

    Hz. Ömer (ra) ve bir grup arkadaşı sohbet ederlerken yanlarına 3 genç delikanlı yaklaşır. Baştaki genç Hz. Ömer’e bakarak; -“Yâ Ömer! Bu aramızda duran kişi bizim babamızı öldürdü, kendisinden davacıyız, gere­keni yap!” der. Hz. Ömer ortadaki delikanlıya döne­rek ; -“Evlâdım! Hakkında söylenenler doğru mu?” diye sorar. Genç; -“Evet yâ Ömer! Doğru!” diye tasdik eder. Hz. Ömer devam eder: -“Peki, nasıl oldu? Anlat bakalım!” Genç anlatmaya başlar: –“Ben çok köklü ve zengin bir ailenin çocuğuyum. Atlarım, koyunlarım, develerim var. Bu hayvanlarımın içinde bir atım var ki, görenleri kendine hayran bırakır. Bakan dönüp bir daha bakar. Benim için de çok kıymetlidir. Lâkin bir gün yolum bu arkadaşların bulundu­ğu köye düştü. Atım da…

  • Hayat

    Dünya denilen yer bir cennet

    Bayıldım Uğur Yücel’in söyleşisine… Bir Rum arkadaşıma sevimli bir kız soruyor: “Biz İstanbul’ a 1984’te geldik. Siz ne zaman geldiniz?” Arkadaşım sakince cevaplıyor “3000 yıl önce.” Bu hayatın bizim gibi farkına varmadılar, bunun hazzını çıkaramadılar. Bir Rum evinden gelen bir tepsi musakkaya karşılık annenin gönderdiği bir Anadolu mantısı ya da bir Ermeni evinden gelen midye dolma ve buna karşılık bir koca tabak baklava. Zeytinyağlıyı, balığı Rumların elinden, dolmaları topiği Ermenilerin elinden, hamuru Türklerin, eti Kürtlerin elinden yiyeceksin. Elden ele, komşudan komşuya, cenazede, mutlulukta, bayramda bunlar paylaşılırdı ve bunun farkına varırdın. Tabii yemekler, tatlılar. Bu renkler gitti, tatlar gitti, komşulara dağıtılan irmik helvaları, paskalya çörekleri, yumurtalar… Mesela dedem hacıydı ama Paskalya…

  • Felsefe

    Vermek

    Halil Cibran dedi ki; Sahip olduklarınızdan verdiğinizde, çok az şey vermiş olursunuz; Gerçek veriş, kendinizden vermektir. Canınız gibi sakladığınız her şey gelecekte muhtaç olurum korkusuyla bekçiliğini yaptığınız nesnelerden başka nedir ki? Yarının ne getireceği belli mi? Kutsal kente doğru yol alan hacıların peşine düşmüş aşırı temkinli bir köpek, kızgın kumların altına bir kemik gömse, ne çıkar? Olur da bir şeylere muhtaç duruma düşerim korkusu, gerçekte muhtaç durumda oluşun ta kendisi değil midir? Su kaynaklarınız doluyken, susuz kalırsam diye korkulara kapılmak en giderilmeyecek susuzluk değil de nedir ? Kimileri, pek çok mal mülk sahibi oldukları halde ancak pek azını kıyıp da verebilirler . Üstelik bunları da salt gösteriş olsun diye verirler.…

  • Yoga

    Bhagavadgītā

    Hinduların Kutsal Kitabı Yedi yüz beyitten oluşan, temiz ve akıcı Sanskritiyle birçok Hint kutsal kitabı arasında özel bir yeri olan Bhagavadgītā, Veda döneminin Güneş tanrılarından Vishnu’yu, çoban tanrı Krishna’yı, Upanishadların Brahma felsefesini ve daha başka birçok unsuru bir potada eritmiş muazzam bir eserdir. Yazın geleneği onu Mahābhārata Destanı içerisine yerleştirir. Bhagavat Gita, Mahabarata Hint destanının bir bölümüdür ve genel görüşe göre, Mahabharata Hint destanının özünü içerdiği söylenir. Elimizde bulunan tarihsel verilere göre, Gita, Musa’dan 1700 yıl, Buddha’dan 2500 yıl, İncil’den 3000 yıl, Kur’an’dan 3800 yıl önceye denk gelen; MÖ 3102 yılında Pandava ve Kaurava aileleri arasında geçen bir savaş meydanında yazılmıştır. Akrabaların savaştığı bir savaşın başlangıcında, ölümü sorgularken araya sıkıştırılan…

  • Osho

    Tanrı Sevgi’dir

    Sufi ermişi sarhoştur, uysaldır, bir sevgi yağmurudur. Bir Zen ustasında büyük bir merhamet görürsün ama sevgi bulamazsın. Merhamet onun farkındalığından, aydınlanmış olmasından kaynaklanır. Oysa sen Mevlânâ’nın dans etmediğini hayal edemezsin. Mevlânâ danstan başka bir şey değildir. O aydınlanma haline otuzaltı saat boyunca sema ederek ulaştı. Döndü, döndü, döndü… Onun coşkunluğu o kadar büyüktü ki yüzlerce insan dans etmeye başladı. Öyle bir coşkunluk alanı yarattı ki ona ne olduğunu görmeye gelen herkes dans etmeye başladı. İşte o bu şekilde erdi. Müthiş bir sarhoşluk içinde yere düşerek saatlerce orada kaldı; tıpkı bir sarhoş gibi! Gözlerini açtığında öteki dünyayı görmüştü, ahireti yanında getirmişti. Sufiler aşktan, cennetten, cennet bahçelerinden söz eder. Onların sembolü şaraptır.…

Araç çubuğuna atla