• Gurudwara

    Neme Lâzım be Sultanım!

    Kanûnî Sultan Süleyman, en yüksek duruma getirmiş olduğu devletin akıbetini hayâl eder, günün birinde “Osmanoğulları da inişe geçer çökmeye yüz tutar mı?” diye derin derin düşünmeye başlar… Bu gibi soruları çoğu zaman süt kardeşi meşhur âlim Yahyâ Efendi’ye sorduğundan bunu da sormaya niyet eder. Güzel bir hatla yazdığı mektubu keşfine inandığı Yahyâ Efendi’ye gönderir… “Sen ilahî sırlara vâkıfsın. Kerem eyle de bizi aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğulları’nın akıbeti nasıl olur? Bir gün olur da izmihlâle uğrar mı?” şeklinde mektubunu gönderir. Güzel bir hatla yazılmış mektubu okuyan Yahyâ Efendi’nin cevabı bir bakıma çok kısa, bir bakıma içinden çıkılmaz bir hâl alır: “Neme lâzım be Sultanım!” Topkapı Sarayı’nda bu cevabı…

  • Gurudwara

    Nasıl Bir Duygu

    Bir gün Napolyon düşman askerlerinden kaçarken, bir bakkal dükkânına girmiş. Bakkala hemen kendisini saklamasını emretmiş. Bakkalda Napolyon’u müsait bir yere saklayıp, biraz sonra gelen düşman askerlerini de “ az evvel biri koşarak şu tarafa kaçtı” diye savuşturmuş. Bir süre sonra Napolyon’un muhafızları yetişmişler. Bakkal ömründe bir daha karşılaşamayacağı Napolyon’a sormuş: “Efendim, af buyurun ama merak ettim, ölümle bu denli burun buruna gelmek nasıl bir duygu?” Napolyon birden öfkelenmiş. “Sen kim oluyorsun da benimle böyle dalga geçercesine konuşabiliyorsun?” diye bağırmış. Hemen askerlerine, adamı kurşuna dizmelerini emretmiş. Askerler bakkalın gözünü bağlayıp, karşısına dizilmişler. Mermiler namlulara sürülmüş, artık “ateş” emri verilecek. Bakkal içinden “Ah, ne yaptın sen? Şimdi ölüp gideceksin” diye düşünürken, arkadan…

  • Gurudwara

    Leyla İle Mecnun

    Mecnun; Leyla’sının köyüne gitmek için, dişi bir deveye bindi. Bir süre yol aldı. Mecnun’un tek derdi, bir an önce Leyla’sına kavuşmaktı. Dişi deve ise, geride bıraktığı yavrusunu düşünmekteydi ve onun tek derdi ise, geriye dönmekti. Mecnun bir an dalıp gitse, elinden yuları gevşetse, deve bunu hisseder ve geriye döner geldikleri köye yani yavrusunun olduğu yere doğru giderdi. Mecnun kendine gelip baktığında, bulundukları yerden çok daha geriye gittiklerini fark ediyordu. Bu yolculuk iki-üç gün böyle sürdü. Mecnun yıllardır yollardaymış gibi şaşırmış kalmıştı. Baktı ki bu yol böyle bitmeyecek, deveden indi ve: “Ey deve!” dedi. “İkimiz de aşığız. Fakat aşklarımız birbirine zıt, birbirine aykırı! Demek ki biz, birbirimizle yol arkadaşlığı yapmaya uygun…

  • Gurudwara

    Zen Zihni

    Genç bir mürid, zazen öğrenmek için ustasına yalvarır. Ustası ona her gün meditasyona oturmasını ve her günün sonunda meditasyonda neler olduğunu, neler yaşadığını bir kağıda not almasını ve kendisine getirmesini söyler. Ertesi günün ilk ışığında mürid zazene oturur ve tam 1 saat boyunca meditasyonunu yapar. Gözlerini açtıktan sonra heyecanla tüm olan biteni, hissettiklerini, olağanüstü anlatımıyla kağıda döker ve gün batmadan ustasına yetiştirir. Usta, oturduğu yerden hiç kalkmadan kağıdı alır, okur ve buruşturup yere fırlatır, tek kelime de etmez… Mürid, başarısız olduğunu hisseder ve o da, tek kelime etmeden odadan ayrılır. Ertesi gün yine günün ilk ışığında mürid kalkar, meditasyona oturur, bu kez dün yaşadığı ve ne olduğunu hala anlamadığı o…

  • Gurudwara

    Zen Zihni Başlangıç Zihnidir

    Zen’in kökleri Hint Budizmine kadar geri götürülür. Adını Sanskrit dilinde meditasyon anlamına gelen “Dhyana” teriminden alır. Zen okulunun en önemli tezi, Sakyamuni Buddha’nın öğretisinin sözle anlatılamayacağıdır. Efsaneye göre Buddha, bir gün elinde bir çiçekle onun vaazını bekleyen öğrencilerinin önünde konuşmadan oturur. Öğrencileri arasından sadece Kasyapa Buddha’nın mesajını anlar ve gülümser. Böylelikle Dhyana (Zen) Kasyapa’ya aktarılmıştır. Geleneksel kaynaklara göre Çin Zen’i milattan sonra yaklaşık 500 yıllarında Bodhidharma adlı Hint Budist keşiş tarafından kurulmuştur. 6. yüzyılda Kasyapa’nın 28. kuşaktan öğrencisi yaklaşık 440-528 yılları arasında yaşadığı tahmin edilen Bodhidharma Sanskrit: बोधिधर्म, Çince Damo, Japonca:Daruma, Zen Budizmin ilk piri olarak kabul edilir; bu nedenle geleneksel olarak Zen’in tarihi Bodhidharma’nın Çin’e geldiği 520 yılından başlatılır.…

  • Eğitim,  Felsefe,  Gurudwara,  Vedanta,  Yoga

    Yaşam ve Ölüm

    Bu haftaki anlatılmaz olanları anlatan hikayemizi Arthur Schopenhauer’in “Bu dünyadaki en iç rahatlatıcı ve insanı yücelten eser olsa gerek. Yaşamımın tesellisi o oldu, ölümümün de o olacak” dediği; Hint mistisizminin temel metinlerinden olan Upanishad’ ların en eski ve etkileyicilerinden biri olan Katha Upanisad’tan seçtik. Eser “Kathopanishad” diye de bilinir. Bhagavad Gita, bu Upanişad’tan bazı bölümleri bire bir almıştır. Hint geleneğinde diğer Upanişad öğretilerini rişiler (ermişler) vermiştir ama bu Upanişad öğretisini bizzat “Ölüm Tanrısı Yama” olarak kişileştirilmiş “ölüm” verir. Hikayesi ise şöyle: Binlerce yıl önce, eski Hindistan’da Vacaşravasa isminde bir ermiş yaşardı, Naçiketas isminde altın kalpli bir de oğlu vardı, çok dindar bir yapısı olan bu ermiş, öldükten sonra tanrı katında…

  • Gurudwara

    Bereket

    Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış. Büyüğü Halil. Küçüğü ise İbrahim… Halil, evli çocuklu. İbrahim ise bekârmış… Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin. Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş. Bununla geçinip giderlermiş… Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı. ikiye ayırmışlar. İş kalmış taşımaya. Halil, bir teklif yapmış : İbrahim kardeşim; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle. Peki, abi demiş İbrahim. Ve Halil gitmiş çuval getirmeye. O gidince, düşünmüş İbrahim: Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine. Böyle demiş ve kendi payından bir miktar atmış onunkine… Az sonra Halil çıkagelmiş. Haydi İbrahim. demiş, önce sen doldur da taşı ambara. Peki abi. İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup…

  • Gurudwara

    Onur

    Arıları ve sinekleri ağzı açık bir şişeye koymuşlar. Şişenin taban tarafını ışığa doğru, açık olan ağız kısmını da karanlığa doğru yerleştirmişler. Arıların hepsi ışık olan tarafa doğru ilerlemiş. Ama şişenin tabanı kapalı olduğundan dışarı çıkmayı başaramamışlar. Bu arada sinekler, şişenin ağzına doğru doluşmuşlar ve dışarı çıkıp karanlıkta kaybolmuşlar. Karanlık tarafta bulunan şişenin açık ağzına doğru tek bir arı bile gitmemiş… Camın önünde ışığa doğru çabalamaya devam etmişler. İnsanın aklına hemen arıların akılsızca davrandıkları geliyor. Ancak daha derinlemesine düşününce; Karşımıza anıt gibi dikilen bir yaşam tarzı ortaya çıkıyor… A. Einstein’e göre arılar olmazsa, insan yaşamı 4 yıl sonra son bulur. Arılar nerede, hangi çiçek ile besleneceğini bilen, yüzlerce kovan arasında kendi…

  • Osho,  Yoga

    Karma

    Geçmiş nedir? Geçmişte neler yaptın? Her ne yaptıysan iyi, kötü, şunu, bunu – her ne yapıyorsan, kendi tekrarını yaratır. Karma kuramı budur. İki gün önce öfkelendiysen, öfkelenmek için belirli bir potansiyel yaratmış oldun: Dün tekrar öfkelenmek için. Sonra onu tekrarladın ve öfkene, öfkeli ruh haline, daha büyük bir enerji verdin, onu daha da köklendirdin, suladın. Şimdi bugün onu daha da büyük bir güçle, daha çok enerjiyle tekrarlayacaksın. Ve yarın yine bugünün bir kurbanı olacaksın. Yaptığın, hatta düşündüğün her hareketin, sürekli olarak sürüp gitmek için kendi yolları vardır, çünkü varlığına bir kanal açmaktadır. Böylece enerjini emmeye başlar. Öfkelenirsin, sonra o ruh halin geçer ve sen artık öfkeli olmadığını düşünürsün; o zaman…

  • Gurudwara

    Tavuk Gibi Yaşayan Bir Kartal’ın Hikayesi

    Bir rivayete göre; dört tavuk bir kartal yuvasına gidip bir yumurta çaldılar. Yumurtayı kümese getirdiklerinde, kümeste bulunan diğer tavuklar gördükleri bu yumurtanın çok büyük bir tavuğa ait olduğunu düşündüler. Zaman geçti, yumurtayı getirenler de unuttu, onlar da bu yumurtanın büyük bir tavuğa ait olduğunu inandılar… Bir anne bulundu yetim yumurtaya, kuluçka başladı. Kısa bir zaman sonra yumurta kırıldı. İçinden simsiyah kanatlı, ilginç gagalı tuhaf bir tavuk çıktı… Herkes mutluydu, böylesini ilk defa görmüşlerdi. Anne tavuk, dersler vermeye başladı yavrusuna: “Bak yavrum, yerden bulduğun böceği şöyle ye! Arpayı buğdayı böyle ye!..” Anne tavuk her geçen gün yeni şeyler öğretiyordu yavrusuna. Büyük tavuk annesinin her söylediğini yapıyordu. Tehlikelere karşı nasıl davranılacağını da…

Araç çubuğuna atla