• Tasavvuf

    Görmek İstemeyenden Daha Kör Kimse yoktur

    Günün birinde bir derviş, ustasına; “Efendim ‘ayna olmak’ diye bahsettiğiniz konuyu tam olarak idrak edebildiğimi düşünmüyorum. Bu konuda bana yardımcı olur musunuz?” der. Usta dervişi dinler ve ertesi sabah onunla göl kenarında buluşmasını ister. Derviş gün ağarmadan yola çıkar. Bu kadar erken bir saatte üstadın ne anlatacağını merak etmektedir. Gölün kenarında konuşurlar: – Evlat, senin iki gözbebeğinden birinde bir leke var. Hangisi olduğunu biliyor musun? -Efendim çok ufak yaştan beri yanınızdayım. Tekkemizde benim bildiğim hiçbir yerde ayna yok. Uzun zamandır kendi gözbebeklerime bakma şansım olmadı. – Önce gözlerini kapat ve hangi gözbebeğinde leke olduğunu bana söyle. Ama sakın yanlış söyleme. Eğer bilemiyorsan bilmiyorum de. GÖRMEK İSTEMEYENDEN DAHA KÖR KİMSE YOKTUR!…

  • Tasavvuf

    Bir sakiden içtik şarap

    Bir sakiden içtik şarap arştan yüce meyhanesi Ol sakinin mestleriyiz canlar anın peymanesi Aşk odına yananların külli vücudu nâr olur Ol od bir oda benzemez hiç belirmez zebanesi Bu meclisin mestlerinin Enelhak olur demleri Yüz hallac-ı Mansur gibi anın kemin divanesi Ol meclis kim bizde vardır anda ciğer kebap olur Ol şem’a kim bizde yanar ay ü güneş pervanesi Ol meclisin sermestleri şol Şah-ı Edhem gibidir Belh şehrince yüz bin ola her köşede viranesi Yunus bu cezbe sözlerin cahillere söylemegil Bilmez misin cahillerin nice geçer zemanesi Yunus Emre

  • Tasavvuf

    Bir ustaya Hakiki bağlanmanın Önemi

    Anadolu’nun yetiştirdiği en büyük velilerden biri olan Hacı Bayram (XV. y.yıl) Anadolu kökenli başka birçok bilgin ve ‘erenin de üstadıdır. Bunlardan biri de Fatih’in hocalarından Akşemseddin idi. Akşemseddin Hacı Bayram’a bağlanışından kısa bir zaman sonra zekası, anlayışı, kavrayışı, en önemlisi de şeyhine tam teslimiyeti sayesinde icazet (diploma) aldı ve irşadla görevlendirildi. Akşemseddin’in bu başarısı Hacı Bayram’ın diğer müridleri arasında kıskançlığa sebep oldu. Bunlardan biri Hacı Bayram’a sordu: – Efendi Hazretleri, kırk yıldır talebeniz olanlar henüz halifeliğe (sizi temsile) layık görülmezken Akşemseddin’in kısa zamanda bu rütbeye ulaşmasının sebebi ne ola? Hacı Bayram, gerek maddi gerekse manevi hayatta yükselmenin veya yerinde saymanın sebebini açıklarcasına cevap verdi: – Bu köse (Akşemseddin) bizde ne…

  • Osho

    Niyet…

    Bizim çocukluğumuzda oduncular  ormana giderken baltalarını bir beze sarıp hasırdan örülmüş zembillerinde taşırlardı. Ormana vardıklarında kesim vaktinin geldiğini düşündükleri ağacı önce elleriyle bir sever, sıvazlar, sonra bir başkasına geçer, sonra bir başkasına geçerlerdi. Sonra birden bir ağaçta karar kılarlardı. Çocuk aklımızla  işe yarayıp yaramayacağına, odunluk mu, kerestelik mi olduğuna, iyi kereste olup olmayacaklarına, baktıkları sanırdık.  Fakat sonrasında öğrendik ki bu bir iletişim şekli imiş. Oduncu bunu yaparak ağaca ihtiyacını bildirir ağaçtan izin alırmış. Hangi ağaç ona rıza verirse oduncu zembilinden baltasını çıkartır, ağacı hızla kesip,  nasip bu kadar der baltasını tekrardan beze sarıp zembiline yerleştirir, devirdiği  ağacı  öküz arabasına bağlar yontmak ya da parçalamak için köye dönermiş. ….. Etrafına bakacak…

  • Tasavvuf

    B/AŞKA bir lisan…

    Vaktiyle gül kokulu meclislere aşina bir derviş, memleketinden uzaklara gitmek zorunda kalmış… Ruhu beden gurbetinde mahpus olan insan, bir de bedeni ile giderse siz düşünün halini! Ne halden anlayan bir dost, ne kapısını çalabileceği bir yaran, ne aynı dilden konuşabildiği bir YOLDAŞ… Böyle zamanlarda daha bir özlenir arkada bırakılanlar, daha bir iç yakar muhabbetin ÖZLENMESİ… *** Derviş, bir gece vakti yalnızlığın ne menem bir şey olduğunu iliklerine kadar duyarak yürürken, yanından geçmekte olduğu evden gelen bir kokuyla sendelemiş… Bir muhabbet, bir neşe, bir tanıdık his? Eve doğru yürümüş… Bahçe kapısından içeri süzülünce kalbinin atışları hızlanmış, muhabbet kokusu bir başka yakmış içini, ayakları bedenini taşıyamaz olmuş, kapının önüne gelip oracıkta boynunu…

  • Gurudwara

    Bağ Kurmak

    İngilizcede ‘din’ anlamındaki ‘religion’ sözcüğü Latince ‘religio’dan gelir. Köken bilimi sözlüklerinde, religio sözcüğünün türediği re-ligare fiili ‘birleştirmek, bağ kurmak, insanın Tanrı ile irtibatı’ gibi anlamları ile birlikte aktarılır. Bizdeki ‘din’ sözcüğü ise, ‘inanç ve ibadet kuralları sistemi’ demek. Yüceliklerle bir olup karıncaya ulu nazarla bakmanın, deryada damla-damlada derya olmanın yerini kurallar, sistemler aldığında ölüyor insan. Yunus Ustanın; “Küfür ile iman dahi, hicap imiş bu yolda Safalaştık küfürle, imanı yağmaya verdik” dizelerinde sırladığı hakikati;  bir kısmımız  fark etmeden zikr ediyor, kimimiz  sırrı farketse de ne demiş ola bu Allah dostu  diye merak  etmiyor, küçük  bir azınlık dışında kalan çoğunluğumuz ise ‘şair burada ne demek istiyor ‘ sorusunun cevabını anlayamadan ölüyor.

  • Tasavvuf

    Canı Yağmaya Verdik

    Niderüz biz hayat suyun, canı yağmaya verdik Cevherleri sarraflara, madeni yağmaya verdik Benim ol bezirgan kim, hiçbir assı gözetmedim Çünki assıdan da geçtik, ziyanı yağmaya verdik Bu yolun arifleri geçirmezler her metaı Biz şöyle uryan gideriz, cihanı yağmaya verdik Küfür ile iman dahi, hicap imiş bu yolda Safalaştık küfürle, imanı yağmaya verdik Senlik benlik olucağız, iş ikilikte kalır Çıktık ikilik evinden, sen beni yağmaya verdik Bu bizim pazarımızda, yokluk olur müşteri Geçtik bitmez sağınçtan, zamanı yağmaya verdik Payanlı devr ü zaman, nice anlasın Yunus’u Payansız devre erdik, devranı yağmaya verdik Yunus Emre

  • Tasavvuf

    Ey gönül bir derde düş kim anda derman gizlidir / Nutk-i Şerif

    NUTK-İ ŞERÎF Ey gönül bir derde düş kim anda dermân gizlidir Gel karış bir katreye kim anda ummân gizlidir Terk edip cân u cihânı giy ferâgat cübbesin Bu ferâgat cübbesinde sırr-ı Sultân gizlidir Değme bir dervîş hakîre hor görüp hor bakma kim Gönlünün her köşesinde Arş-ı Rahmân gizlidir Muhib ise cân u dil bulur hayât-ı câvidân Dervîşin her bir sözünde âb-ı hayvân gizlidir Gör bu Eşrefoğlu Rûmî bahr-i aşkda neyledi Cân u bâşı terk edip cân-ı cihânda gizlidir Eşrefoğlu Rûmî

  • Tasavvuf

    Kabul

    Cüneyd-i Bağdâdî yedi yaşında iken, mektepten gelince babasının ağladığını görüp, sebebini sordu: “Zekât olarak dayın Sırrî-yi Sekâtî’ye birkaç gümüş göndermiştim, almamış. Kıymetli ömrümü, Allah adamlarının, beğenip almadığı gümüşler için geçirmiş olduğuma ağlıyorum.” dedi. Cüneyd-i Bağdâdî; “Babacığım, parayı ver ben götüreyim.” deyip dayısının evine gitti. Kapıyı çaldı. Dayısı, kim olduğunu sorunca; “Ben Cüneyd’im dayıcığım. Kapıyı aç ve babamın zekâtı olan bu gümüşleri al!” dedi. Dayısı; “Almam!” deyince, Cüneyd-i Bağdâdî; “Adl edip babama emreden ve ihsân edip, seni serbest bırakan Allahü teâlâ için al!” dedi. Dayısı; “Allahü teâlâ babana ne emretti ve bana ne ihsân etti?” dedi. Cüneyd-i Bağdâdî; “Babamı zengin yapıp, zekât vermesini emretmekle adâlet eyledi. Seni de fakir yapıp, zekâtı…

  • Tasavvuf

    Derviş

    Derviş kelimesi Farsça lügatlerde kapı eşiği, kapı eşiğinde duran, kapı, kapı dolaşıp dilenen, geçimini ve ihtiyacını kapıdan veya bir kapıdan temin eden kişi vb anlamlara gelir. Tasavvufta aldığı derin manada ise; Derviş Allah’ın kapısında herşeyini terk ederek fakrını fahr yani yoksulluğunu övünç kaynağı olarak gören, böylece rıza kapısına erip oradan kendisine verilecek olanı sebatla ve aynı zamanda muhabbetle bekleyen kişiye denir. Bu hali ile hiç bir şeyi kalmamış, kapıya gelip el açan dilenci gibidir. Her şeyini bırakmış, kapıdan kendisine ne verilirse kabul edecek vaziyette bekler. Nasıl ki bu durumda neden şunu verdin de bunu vermedin? Diye sorulmazsa, Allah yolunun fukarası da kendilerinde bir varlık görmediklerinden kendilerine gelen tecelliyat karşısında niçin, neden, gibi…

Araç çubuğuna atla