• Gurudwara

    İkna

    Yatırıldığı akıl hastanesinde ölü olduğuna inanan, bu nedenle de yemek yemeyen ve hiç bir yaşamsal faaliyete katılmayan bir akıl hastası, tüm uzman psikiyatristlerce girişilen her çabaya rağmen, ölü olmadığı konusunda bir türlü ikna edilememiş. Hastanın bu kararından vazgeçmeyeceğini anlayan ve tedavisini üstlenen psikiyatristlerden biri, sonunda hastaya, ölülerin kanayıp kanamayacağına dair bir soru yöneltir. Hasta “Tabii ki kanamaz çünkü ölülerin tüm hayat fonksiyonları durmuştur” der. Bunun üzerine psikiyatrist, küçük bir iğne alıp hastanın parmağına batırır. Bir müddet şaşkınlıkla parmağına bakan ve kanadığını gören hastanın tepkisi ilginçtir. “Lanet olsun! Ölüler de kanarmış.” ‘Bir kişiyi ikna edemeyecekseniz, edemeyeceksiniz demektir.’

  • Gurudwara

    İşaret

    Zen hocasının köpeği, akşamları sahibiyle oynamayı sever. Köpek, sahibinin fırlattığı kemiği yakalamak için koşar, sonra geri gelir ve oyunun tekrarlanması için bekler. Hoca bir akşam en parlak öğrencisini davet eder. Budist öğretinin içindeki karşıtlıklar yüzünden öğrencinin kafası biraz karışmıştır. Hoca da ona “Kelimeler sadece birer kılavuzdur, onları hiçbir zaman gerçeğin kendisi gibi görme. Bak, bunu sana göstereyim” der. Hoca köpeğine seslenir ve “Koş bana Ay’ı getir” der ve parmağıyla gökyüzündeki Ay’ı gösterir. Sonra da öğrencisine döner ve “Köpek nereye bakıyor” diye sorar. Öğrencisi de “Parmağınıza bakıyor” diye yanıt verir. Hoca da buna karşılık şöyle der: “Doğru. İşte sen de bu köpek gibi olma. Ay’ı işaret eden parmağımla, Ay’ın kendisini karıştırma.…

  • Gurudwara

    Gerçek ve Yalanın Hikayesi

    19 yüzyıl efsanesine göre Gerçek ve Yalan bir gün buluşurlar. Yalan doğruyu söyler ve “Bugün hava çok güzel” der. Gerçek etrafına bakar ve gözlerini gökyüzüne kaldırır. Gün gerçekten çok güzeldir. Bir kuyunun önüne gelene kadar birlikte çok zaman geçirirler. Yalan tekrar doğruyu söyler ve “Su çok güzel, birlikte banyo yapalım!” der. Gerçek, bir kez daha şüpheci bir şekilde suya dokunur. Su gerçekten çok güzeldir. Soyunur ve yüzmeye başlarlar birlikte. Yalan bir anda sudan çıkar, gerçeğin kıyafetlerini giyerek kaçar ve kayıplara karışır. Kızgın Gerçek kuyudan çıkar, yalanı bulmak ve kıyafetlerini geri almak için her yeri aramaya başlar. Dünyada çıplak gerçeği görenler onu hor görür ve öfkeyle bakarlar ona. Zavallı gerçek kuyuya…

  • Gurudwara

    Gerçeğe Talip Olmak

    Üç kişi giyotinle idama mahkûm olur. Bunlardan biri papaz, biri hâkim, biri de fizikçidir… İdam sehpasına ilk papaz çıkarılır. Başını giyotinin altına yerleştirir ve sorarlar: – Son sözün nedir? Der ki: – Ben Allah’a inanıyorum, O beni kurtaracaktır. Allah… Allah… Allah… Giyotini indirdiklerinde boynuna birkaç santim kala giyotin durur. Halk şaşırır ve hep bir ağızdan bağırır: – Onu serbest bırakın; Allah sözünü söylemiş ve onu korumuştur. Böylece papaz idam edilmekten kurtulur… Sıra hâkime gelir, ona da sorarlar: – Demek istediğin en son söz nedir? Der ki: – Ben papaz gibi Allah’a inanmıyorum. Ama adalete güveniyorum. Adalet… Adalet… Adalet… Giyotini indirirler, giyotin hâkimin de boynuna birkaç santim kala durur… Bunun üzerine…

  • Zen

    Seng Tsan ‘ nın Zen Bilgeliği

    Seng Tsan’ın Zen bilgeliği Eğer hakikati görmek istiyorsan hiçbir şeye karşı ya da hiçbir şeyi destekleyen bir bakış açısına/fikre sahip olma. Sevmediğin şeye karşı sevdiğini desteklemek zihnin hastalığıdır. Şeylerin birliğinde durgun ol ve hatalı görüşler kendiliğinden kaybolacaktır. Engin uzay gibi mükemmel olan Yol’da hiçbir şey eksik ya da fazla değildir. Gerçekten de eşyanın hakikatini görememek bizim kabul ve redlerimize bağlı olarak gelişir. Hakikat hakkında daha fazla konuştukça ve düşündükçe ondan daha da uzaklara saparsın. Konuşmayı ve düşünmeyi bırak ve bilemeyeceğin bir şey olmasın. Hakikati arama, sadece fikirlere değer vermeyi bırak. İkilik durumundan çık, böyle arayışlardan dikkatlice kaçın. Eğer o ya da bunun, doğru ya da yanlışın en ufak bir zerresi…

  • Felsefe

    Bir fikre Mutlak Gerçek gibi sarıldığında…

    Budha olarak da anılan Siddhartha Gautama, öğretisini yaydığı yıllarda takipçilerine şöyle bir öykü anlattı: ‘Genç yaşında dul kalan bir baba, yaşamını biricik oğluna adamıştı. Yavrusunu evde bırakıp köy dışına işe gittiği bir gün, haydutlar köyü bastılar, tüm evleri yaktılar ve küçük oğlunu kaçırdılar. Dönüşünde bir harabe yığınıyla karşılaşan baba, umutsuzca çocuğunu aradı. Dumanları tüten köyde bir çocuğun yanmış cesedini bulunca, oğlunun kalıntıları sandı. Usulünce bir cenaze töreni hazırladı, cesedi tamamen yaktı, külleri topladı ve bir torbaya doldurdu. Omuzuna astı ve hiç çıkarmadı. Bitmeyecek bir yasa girmişti. Artık gittiği her yere külleri koyduğu torbayı da götürüyordu. Oysa oğlu yaşıyordu ve bir gün haydutların elinden kaçmayı başardı. Günlerce yürüyerek köyün yolunu buldu.…

Araç çubuğuna atla