• Gurudwara

    Sır

    Yaşlı kadın, bir antika dükkanından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı. Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti. Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi: “Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisin ki, ben hep böyle değildim. Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.” Kadın şimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu! Kekeleyerek: “Nasıl? Anlayamadım?” diyebildi yaşlı kadın. “Demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoğurdu. Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp: “Yeter! Lütfen dur artık!” diye bağırmak zorunda kaldım. Ama usta sadece gülümsedi ve;…

  • Gurudwara

    Kaderin Başına Gelenlere Verdiğin Tepkilerden Oluşur

    Bir zamanlar, her şeyden sürekli şikâyet eden; her gün hayatının ne kadar berbat olduğundan yakınan bir kız vardı. Hayat, ona göre çok kötüydü ve sürekli savaşmaktan, mücadele etmekten yorulmuştu. Bir problemi çözer çözmez, bir yenisi çıkıyordu karşısına. Genç kızın bu yakınmaları karşısında, mesleği aşçılık olan babası ona bir hayat dersi vermeye niyetlendi. Bir gün onu mutfağa götürdü. Üç ayrı cezveyi suyla doldurdu ve ateşin üzerine koydu. Cezvelerdeki sular kaynamaya başlayınca, bir cezveye bir patates, diğerine bir yumurta, sonuncusuna da kahve çekirdeklerini koydu. Daha sonra kızına tek kelime etmeden, beklemeye başladı. Kızı da hiçbir şey anlamadığı bu faaliyeti seyrediyor ve sonunda karşılaşacağı şeyi görmeyi bekliyordu. Ama o kadar sabırsızdı ki, sızlanmaya…

  • Tasavvuf

    Ser verilir, sır verilmez

    Hu Dost; Ser gitti, Eyvah Sırda gitti….       Sultanahmet Meydanı’nda Tapu Kadastro Müdürlük  binasının arka tarafına geçerseniz, bir incir ağacının altında 1748 tarihli enteresan bir mezar görürsünüz. Mezarın başındaki kitabede  buradan  yatan  kişinin “Ser verip sır vermeyen” Server  Dede olduğu, sırrına sahip çıkıp bu uğurda şehit olduğu için  Defter-i Hakani binasının  avlusuna  gömüldüğü yazılıdır. Binanın  ikinci  katında yatan Server  Dede’nin  hikâyesi  ise “ser  verip  sır  vermeme” yönü ile “yedi tepeli şehre”  çok benzer. Buradaki   kayıtlar, “kul hakkı’na riayet için kılı kırk   yaran titizlikle tutulur, gerektiğinde başını ortaya koymak pahasına  muhafaza edilirdi.  Birinci Mahmud zamanında Defter Emini olan Server Dede, görevine son derece bağlıdır.       Bektaşi olan Server Dede’ye ahbapları latife yollu…

Araç çubuğuna atla