• Tasavvuf

    Allah Rızası

    İmam-ı  Şibli hazretleri (861-946) yaşadığı dönemde sevilen sayılan bir zattır. Onu gıyabında tanıyan ve muhabbet besleyen bir fırıncı var. Bir gün İmam-ı Şibli hazretleri kendisine gıyaben muhabbet besleyen fırıncının şehrine yolu düşer. Sabahleyin fırıncıya uğrar, parası yok karnı açtır. Fırıncıdan,“Allah rızası için bir ekmek “ister. Fırıncı ekmek vermez “Allah versin” diyerek gönderir. Fırıncının komşuları onun bir dilenci değil, İmam-ı Şibli hazretleri olduğunu söyleyince fırıncı arkasından yetişir, durumu anlatır, ısrarla affını ister. Şibli hazretleri de ancak fırıncının yüz altın harcayarak şehrin ahalisine yemek verirse bunu telafi edebileceğini söyler. Fırıncı sözünü yerine getirir, yüz altın harcayarak  tüm ahaliye yemek verir. Yemekte Şibli hazretlerine “bize biraz nasihat et” derler. “Nasıl nasihat istiyorsunuz” deyince…

  • Osho

    Tanrı Sevgi’dir

    Sufi ermişi sarhoştur, uysaldır, bir sevgi yağmurudur. Bir Zen ustasında büyük bir merhamet görürsün ama sevgi bulamazsın. Merhamet onun farkındalığından, aydınlanmış olmasından kaynaklanır. Oysa sen Mevlânâ’nın dans etmediğini hayal edemezsin. Mevlânâ danstan başka bir şey değildir. O aydınlanma haline otuzaltı saat boyunca sema ederek ulaştı. Döndü, döndü, döndü… Onun coşkunluğu o kadar büyüktü ki yüzlerce insan dans etmeye başladı. Öyle bir coşkunluk alanı yarattı ki ona ne olduğunu görmeye gelen herkes dans etmeye başladı. İşte o bu şekilde erdi. Müthiş bir sarhoşluk içinde yere düşerek saatlerce orada kaldı; tıpkı bir sarhoş gibi! Gözlerini açtığında öteki dünyayı görmüştü, ahireti yanında getirmişti. Sufiler aşktan, cennetten, cennet bahçelerinden söz eder. Onların sembolü şaraptır.…

  • Mevlana

    İbnü’l-vakt

    “Sûfî İbnü’l-vakt bâşed der misâl Lîk sâfî fârigest ez vaktı hâl” Hz.Mevlânâ   Sûfî İbnü’l-vakt’tir(vaktin oğludur)¸ ama sâfî (kâmil insan) vaktin ve hâlin üstündedir.   “O söyleyince¸ hâl¸ onun buyruğu altına girer. O isteyince¸ gölge varlık olan bedenleri can hâline getirir. Hakk yolunda oturup kalmış¸ hâli beklemekte olan kişi¸ işin sonuna varmamıştır. Hâle hakim olan kâmil insanın eli¸ hâl kimyasıdır. Elini oynatınca bakır¸ onun sarhoşu olur¸ yâni altına çevrilir. Kâmil insan dilerse¸ ölüm bile tatlılaşır; diken ile neşter onun elinde nergis ve beyaz gül olur. Hâle bağlı kalan insan ise¸ hâl gelince yücelir¸ yükselir; hâl gelmeyince eksilir¸ aşağılara düşer. “Sûfi”¸ “hâle” kavuşup değeri arttığı için “vaktin oğlu” olmuştur. Yâni¸ geçmişi…

  • Mevlana

    Kendini Düzelt ki Her şey Düzelsin

    Bir keresinde Hz. Süleyman’ın tahtına tersinden bir rüzgar esti. O da: – Ey rüzgar doğruluktan ayrılmasana, diye onu ikaz etti. Rüzgâr: – Ey Süleyman, asıl sen doğruluktan ayrılma. Sen doğru oldukça ben ters esemem, karşılığını verdi. Sonra Hz. Süleyman bir baktı ki başındaki tacı da eğilmiş… O, tam sekiz defa tacını düzeltti ama her keresinde taç kendiliğinden eğiliyordu. Sonunda taç şöyle dedi: – Beyhude gayreti bırak! Beni yüz kere de doğrultsan sen doğrulmadıkça ben de doğrulmam. Bunun üzerine Hz. Süleyman kendi kalbine nazar etti ve gördü ki orada bir eğrilik var. Hemen tevbe edip onu doğrulttu. Bundan sonra başındaki taç düzeldi. Öyle ki Süleyman denemek için onu kasten eğrilttikçe taç…

  • Tasavvuf

    Bırak Gitsin

    Bir gün adamın biri zamanının Sufi üstadlarından birini ziyarete gelmiş ve ona şu soruyu sormuş: “Ön yargılarımdan ve bağımlılıklarımdan nasıl kurtulabilirim?” Üstad ona cevap vermek yerine ayağa kalkmış ve yakında bulunan bir sütuna kollarını dolayarak bağırmaya başlamış: “Beni bu sütundan kurtarın!!!” Adam şaşkınlıkla bakarak, Üstadın deli olduğunu düşünmüş ve ona şöyle demiş: ”Neden böyle yapıyorsun? Ben senin akıllı birisi olduğunu düşünerek ruhsal bir soru sormaya geldim. Ama görüyorum ki sen delinin tekisin, sütunu sen tutuyorsun, sütun seni tutmuyor! Bırak gitsin!” Üstad sütunu bırakmış ve şöyle demiş: “Bu söylediğini gerçekten derinlemesine anlayabilirsen, kendi cevabını vermiş olacaksın. Bağımlılıkların seni tutmuyor, sen onları tutuyorsun! Bırak gitsin!” Kendini değiştirmeli insan…Yaşananlara bakış açısını değiştirmeli…Özeleştiri yapabilmeli…

  • Tasavvuf

    İnsanlar Vardır

    İnsanlar vardır; Gelip geçerler hayatlarımızdan.. Kimi hiçbir iz bırakmaz ardından, Kimi hafifçe okşar ruhumuzu, Kimi de hüzün bırakır ardından.. İnsanlar vardır; Usulca sokulurlar içimize, Sonsuzcasına orada kalsın isteriz..Bazıları serap gibidir, Yokluğunda hayalleridir gerçeğimiz… İnsanlar vardır; Su gibi aziz, su gibi duru.. Konuştukça su olur akarlar kalbimize, Kan gibi, Can gibi, Canan gibi… İnsanlar vardır; Işığı sönmüş yıldızlar gibi çaresizdirler. Açtın mı kollarını, Kalbine doldururlar ışığı.. İnsanlar vardır, Soğuk duvarlar misali Gülümsemenin sıcaklığını bilmezler, Bilseler de sevmezler… İnsanlar vardır, Gelip geçerler hayatlarımızdan Kimi depremlerle gider, Kimi fırtınalarla… Ben kalanlardan yanayım. Gitmeyenlerin sadakatini ve sabrını severim, Sarılıp bırakmayanların sıcaklığını… Şems-i Tebrîzî  

  • Tasavvuf

    Simurg Efsanesi

    Mitolojik olduğu aktarılmasına rağmen Simurg efsanesini iyi anlamak ve sindirmek gerekiyor… Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg ( Zümrüd-ü Anka ya da batıda bilinen adıyla Phoenix ), Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş.Bu kuşun özelliği gözyaşlarının şifalı olması ve yanarak kül olmak suretiyle ölmesi, sonra kendi küllerinden yeniden dirilmesidir….. Kuşlar Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg’u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg’un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg’un huzuruna…

  • Tasavvuf

    Derviş

    Derviş kelimesi Farsça lügatlerde kapı eşiği, kapı eşiğinde duran, kapı, kapı dolaşıp dilenen, geçimini ve ihtiyacını kapıdan veya bir kapıdan temin eden kişi vb anlamlara gelir. Tasavvufta aldığı derin manada ise; Derviş Allah’ın kapısında herşeyini terk ederek fakrını fahr yani yoksulluğunu övünç kaynağı olarak gören, böylece rıza kapısına erip oradan kendisine verilecek olanı sebatla ve aynı zamanda muhabbetle bekleyen kişiye denir. Bu hali ile hiç bir şeyi kalmamış, kapıya gelip el açan dilenci gibidir. Her şeyini bırakmış, kapıdan kendisine ne verilirse kabul edecek vaziyette bekler. Nasıl ki bu durumda neden şunu verdin de bunu vermedin? Diye sorulmazsa, Allah yolunun fukarası da kendilerinde bir varlık görmediklerinden kendilerine gelen tecelliyat karşısında niçin, neden, gibi…

  • Tasavvuf

    Minnet Eylemem

    Hâr içinde biten gonca güle minnet eylemem Arabi Farisi bilmem, dile minnet eylemem Sırat-i müstakim üzre gözetirim rahimi iblisin talim ettiği yola minnet eylemem Bir acaip derde düştüm herkes gider kârına Bugün buldum bugün yerim, Hak kerimdir yarına Zerrece tamahım yoktur şu dünyanın varına Rızkımı veren Huda’dır kula minnet eylemem. Oy nesimi, can Nesimi ol gani mihman iken Yarın şefaatlarım ahmed-i muhtar iken Cümlenin rızkını veren ol gani settar iken Yeryüzünün halifesi hünkara minnet eylemem AÇIKLAMASI (1. dörtlük: Nesimi, dikenleriyle açan bir goncaya bundan dolayı hayranlık duymamaktadır. O günün yaygın dilleri Arapça ve Farsça bilmediğini, dil bilmemenin de kendi seçimi olduğunu belirtmektedir. Bu dünyaya ait hiçbir şey Nesimi’yi ilgilendirmemektedir. Onun…

  • Felsefe

    Nasihatin Değeri Ne ile Anlaşılır?

    Yıllar önce, çok uzaklarda bir adam varmış. Bu adam çalışmak amacı ile çok uzaklara gitmiş ve yıllarca çalışmış. Sonunda memleketine dönme zamanı gelmiş. Bu çalışma sürecinde toplam 3000 akçe biriktirmiş ve evinin yolunu tutmuş.   Evine doğru giderken yolu büyük bir şehirden geçmiş.   Yolda yürürken köşe başında birisi “Bir nasihat bin akçe, bir nasihat bin akçe” diye bağırıyormuş. Adam düşünmüş: ‘Nasıl olur, bir nasihati bin akçeye satarlar, ben yıllarca çalıştiı ve sadece 3000 akçe biriktirdim’   Bu işe pek aklı ermemiş ama merak işte, duramamış ve adama bin akçe vererek o nasihati satın almış.   Nasihat: “KADERDE NE VAR İSE O ÇIKAR”   ve yoluna devam etmiş…   İlerde…

Araç çubuğuna atla