• Tasavvuf

    Simurg Efsanesi

    Mitolojik olduğu aktarılmasına rağmen Simurg efsanesini iyi anlamak  ve sindirmek gerekiyor… Simurg Efsanesi Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg ( Zümrüd-ü Anka ya da batıda bilinen adıyla Phoenix ), Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş.Bu kuşun özelliği gözyaşlarının şifalı olması ve yanarak kül olmak suretiyle ölmesi, sonra kendi küllerinden yeniden dirilmesidir….. Kuşlar Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg’u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg’un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte…

  • Mevlana

    Ne arıyorsan O sun sen

    Görünen her şey gölgedir… Ne arıyorsunki sen yabancı, Neyi arıyorsan O sun sen, Işık arayan gölgeler ışık zuhur ettiğinde yok olur gider, Zulmün peşindeysen zalimsin, Hakkı arıyorsan aşık, Neye bakıyorsun sen?nasıl bakıyorsan O sun, Dünya gözüyle bakan gözü, Gönül gözüyle bakan özü görür, Harama bakıyorsan haram, Manâya bakıyorsan manâsın nursun sen. Gönül yol geçen hanı değil dergahtır, Ey yabancı bu dergahta her arayan bulamaz, Bulanlar hep arayandır. Bir bakarsın zahitden nameler, rubailer söylemeye koyultur seni, Bir bakarsın ibrahim eder kurbana yatırtır seni, Ne söylüyorsun sen ey yabancı, Ne söylüyorsam O sun sen, Söküklerini dik sözlerinin, Dilini kalbine yanaştır, Dilinle söylediğini kalbinlede söyle, Kalbinden geçmeyeni diline değdirme, Güzel söylersen hekim, Kötü…

  • Felsefe

    Gerçekten öğrenmek isteyen herkese öğretirim. Benimle gel

    “Bir gün Buda bir köyden geçiyordu. Çok sinirli ve terbiyesiz genç bir adam gelip ona hakaretler etmeye başladı” “Diğerlerine öğretme hakkın yok” diye bağırdı. “Sen de diğer herkes kadar salaksın. Sen tamamen sahtesin” Buda bu hakaretler yüzünden üzülmedi. Tam tersine genç adama şunu sordu: “Söyle bana, eğer birisine bir hediye alırsan ve o kişi bu hediyeyi kabul etmezse, o zaman bu hediye kime ait olur?” Adam böylesine garip bir soru karşısında şaşırdı ve cevap verdi: “Bana ait olur çünkü hediyeyi ben aldım.” Buda gülümsedi ve şöyle söyledi: “Bu doğru. Ve aynısı senin öfken için de geçerli. Eğer bana öfkelenirsen ve ben bundan rencide olmazsam, öfke geri sana kalır. O zaman…

  • Mevlana

    İnsanlar vardır

    İnsanlar vardır; Gelip geçerler hayatlarımızdan.. Kimi hiçbir iz bırakmaz ardından, Kimi hafifçe okşar ruhumuzu, Kimi de hüzün bırakır ardından.. İnsanlar vardır; Usulca sokulurlar içimize, Sonsuzcasına orada kalsın isteriz.. Bazıları serap gibidir, Yokluğunda hayalleridir gerçeğimiz… İnsanlar vardır; Su gibi aziz, su gibi duru.. Konuştukça su olur akarlar kalbimize, Kan gibi, Can gibi, Canan gibi… İnsanlar vardır; Işığı sönmüş yıldızlar gibi çaresizdirler. Açtın mı kollarını, Kalbine doldururlar ışığı.. İnsanlar vardır, Soğuk duvarlar misali Gülümsemenin sıcaklığını bilmezler, Bilseler de sevmezler… İnsanlar vardır, Gelip geçerler hayatlarımızdan Kimi depremlerle gider, Kimi fırtınalarla… Ben kalanlardan yanayım. Gitmeyenlerin sadakatini ve sabrını severim, Sarılıp bırakmayanların sıcaklığını Şems-i Tebrizî

  • Tasavvuf

    İki Değil

    Hz. Fatıma, ‘-Ya Ali’ Hasan, Hüseyin aç, evde yiyecek yok.. gidip yiyecek birşeyler alsana” der. Hz. Ali’nin sadece altı dirhemi vardır. Yiyecek almak için evden çıkar ve giderken yolda kavga eden iki insan görür. Hz Ali: “Niçin kavga ediyorsunuz? Şu âlemde Allah’ı düşüneceğiniz yerde niçin birbirinizle mücadele ediyorsunuz?” diye sorar. Kavga edenlerden biri, diğerinden altı dirhem alacağı olduğunu, vermediğini, söyler. Hz Ali cebindeki altı dirhemi çıkarır ve alacaklıya verir. Evine geldiğinde eli boştur, Hz.Fatma, “- Ya Ali, hiç mi bir şey almadın?” diye sorunca, “- Ama ara düzelttim ya Fatma” der. Hz Fatma’nın yüzünde nurlu bir gülümseme belirir. Memnundur kocasının bu güzel hareketinden. Daha sonra Hasan’la Hüseyin ağlamaya başlarlar, ‘açız’…

  • Tasavvuf

    Bir Gören Var…

    Üsküdarlı Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri, üstadı Üftade Hazretleri’nin hizmetinde talebe iken, birçok talebe arkadaşlarının arasında, üstadının yanında ayrı bir yeri vardı. Üftade Hazretleri, talebeleri arasında en çok onunla ilgilenir, bir çok iltifatlar eder ve onun yetişmesine ayrı bir ihtimam gösterirdi. Üstadın o talebesi ile fazla meşgul olmasını diğer talebeler çekemezler ve çok kıskanırlardı. Talebelerin bu halini sezen Üftade Hazretleri, onları imtihan etmek istedi. Hepsini huzuruna çağırarak ellerine birer bıçak ve birer de tavuk verip: -Bunu gidip kimsenin görmediği yerde kesip geleceksiniz. Tek şartım, keserken hiç kimsenin sizi görmemesi ve yalnız olmanızdır. Kim daha çabuk gelirse, benim en çok takdirimi o talebem kazanmış olur, buyurdular. Bıçakla tavuğu alan talebeler süratle yayıldılar…

  • Yoga

    Tanrı’yı bilenler onu tanımlamaz. Tanrı’yı tanımlayanlar onu bilmez. Hallac-ı Mansur

    Bengal’deki bir köyde yaşayan dul bir kadın, oğlunu yaşadıkları evden çok uzakta olan bir okula göndermiş ancak otobüs ücretini ödeyecek parası yokmuş. Çocuğun okula gidebilmesi için ormanın içinden yürüyerek kendi başına geçmesi gerekiyormuş. Annesi, oğluna cesaret vermek için şöyle demiş: “Ormandan korkma oğlum. Yanında olması için Tanrı Krişna’yı çağır. O senin dualarını duyacaktır.” ; Çocuk annesinin dediğini yapmış ve Krişna ona görünmüş; sonra da çocuğu her gün okula götürmeye başlamış. Öğretmeninin doğum gününde, çocuk öğretmene hediye alabilmek için annesinden para istemiş. “Hiç paramız yok oğlum” demiş annesi; “Öğretmenine götürmek için Tanrı Krişna’dan bir hediye iste.” Ertesi gün, çocuk derdini Krişna’ya anlatmış. Krişna ona içi süt dolu bir testi vermiş. Çocuk…

  • Tasavvuf

    Padişahın İşi Ne?

    Sultan Murad Han o gün bir hoştur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar: – Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var? — Akşam garip bir rüya gördüm. – Hayırdır inşallah?.. — Hayır mı şer mi öğreneceğiz. – Nasıl yani? — Hazırlan, dışarı çıkıyoruz. Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki, padişah hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt’a çıkar, döner Vefa’ya, Zeyrek’ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar, sorarlar; — Kimdir bu? Ahali:…

  • Mevlana

    Kendini Bilmek

    “Sultanın biri, zamanı geldiğinde kendi yerine geçecek şehzadesini, biricik oğlunu sırlı ilimlerle ilgilenen bir topluluğa verir. Niyeti oğlunun astroloji, fal gibi bilgileri öğrenip, gaipten haber verme, geleceği tahmin etme gibi bilgilerle yetişmesini sağlamaktır.  Böylelikle oğlu ileride tahta çıktığında, çok daha basiretli bir hükümdar olabilecektir. Hizmetlilerinin ve yardımcılarının kapı arkalarındaki yorumlarına bakılırsa  oldukça  aptal yaradılışlı olan şehzade, becerikli hocaları tarafından çok iyi yetiştirilip ve gerekli bilgileri fazlasıyla öğrenerek saraya döner… O sahada tamamen yetişmiş olarak babasının yanına dönen şehzade birkaç gün dinlendikten sonra babasının huzuruna çağrılır. Hasret giderildikten sonra Sultan oğlunun eğitiminden emin olmak arzusu ile oğlunu sınamak ister ve avucunun içine bir yüzük saklayarak sorar: -Söyle bakalım, avucumda ne vardır?…

  • Tasavvuf

    Kabağın da bir sahibi var

    Vaktiyle Cavlakiye tarikine mensub olmaya hazırlanan bir derviş berbere gidip: – Vur usturayı Berber efendi, der. … Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar ve diğer tarafa usturayı vuracakken, mahallenin kabadayısı içeri girer. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış tarafına sert bir tokat atarak: – Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım, diye bağırır. ‘Dövene elsiz, sövene dilsiz’ olan, halktan gelen her şeyin Hak’tan geldiğine inanan derviş, sabreder. Fakat kabadayının tıraş esnasında da dili durmaz, sürekli alay eder derviş ile: ‘Kabak aşağı, kabak yukarı.’ Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkandan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, kontrolden çıkan bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelerek kabadayıyı altına alıp sürükler. Arabanın oku göğsüne…

Araç çubuğuna atla