• Osho

    İlişki

    Hiçbir ilişki güvenli olamaz ! Güvenli olmak, ilişkilerin aslî doğasında yoktur. Eğer bir ilişki güvenli ise, bütün çekiciliğini kaybeder. İşte bu bir problemdir. Bir ilişkinin tadına varmak istiyorsan, o ilişki mümkün olduğunca “güvensiz, belirsiz ve sürprizlerle dolu” olmak zorundadır! Onu tamamen güvenli ve belirli kılarsan tadına varamazsın, çünkü büyüsünü ve cazibesini kaybeder. ve zihin bununla da onunla da tatmin olmaz… O yüzden daima çelişki ve kaos içindedir. Hem canlı, hem de güvenli bir ilişki ister ama bu mümkün olmaz. Çünkü CANLI BİR İNSAN, CANLI BİR İLİŞKİ, CANLI HERHANGİ BİR ŞEY ; NE OLACAĞI BELLİ OLMAYAN BİR ŞEYDİR ! Bir sonraki anda ne olacağı bilinemez, BİLİNEMEDİĞİ İÇİN DE DAHA YOĞUN OLUR…

  • Yoga

    Ahimsa İpeği

    ”İpekböceği yaprak yerse koza olur; Biz de aşk kozasıyız,  dünyanın dalı, yaprağı yok bizde. ” Hz. Mevlânâ Yoga da Ahimsa dediğimiz bir ilke vardır.. Anlamı; ” Şiddetsizlik”demektir, “Öldürmeyeceksin” diye de telaffuz edilir. İpek böceğinin hikayesini bilir misiniz? Tırtıl kelebek olmak için kozasını delip dışarı çıkmak zorundadır. Bir kozadan yaklaşık 900 mt çok değerli ve kesintisiz ipek ipliği çıkar. Bu yüzden bizim ülkemiz dahil pek çok ülkede ipek böcekleri, kozaya -yani ipek ipliğine- zarar vermesinler diye onlarca yıldır kaynar su dolu kazanlara atılarak canlı, canlı haşlanarak öldürülürler. Oysa aynı iş Hindistan’da Tırtıl kozayı delip kelebek olarak çıktıktan sonra yani – iplik zayiatını göze alarak- geriye kalan delinmiş kozadan yapılır. Ve böyle…

  • Zen

    Bu bir şey verme meselesi değildir, bu vermekle ilgili bir meseledir.

    “…Bir samuray, bir kış günü Eisai’nin tapınağına geldi ve bir ricada bulundu: “Ben hasta ve yoksulum” dedi, “ve ailem açlıktan ölüyor. Lütfen efendim bize yardım edin.” Emekli maaşına bağlı olarak yaşayan Eisai’nin hayatı zorluklarla doluydu ve verebilecek hiçbir şeyi yoktu. Tam samurayı geri göndermek üzereyken, meditasyon salonundaki Yakushi-Buda’ nın heykeli aklına geldi. Heykele gidip başındaki değerli haleyi koparıp samuraya verdi. Eisai, “bunu sat” dedi. “Bu seni bir süre idare eder”. Şaşkın ama çaresiz samuray haleyi aldı ve gitti. “Efendim! Bu bir hakarettir! Bunu nasıl yapabilirsiniz” diye Eisai’nin müritlerinden biri bağırdı. “Hakaret mi? Hıh! Ben sadece sevgi ve merhametle dolu olan Buda’nın zihnini, tabiri caizse işe yarar hale getirdim. Aslında bu…

  • Tasavvuf

    Bir Gören Var…

    Üsküdarlı Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri, üstadı Üftade Hazretleri’nin hizmetinde talebe iken, birçok talebe arkadaşlarının arasında, üstadının yanında ayrı bir yeri vardı. Üftade Hazretleri, talebeleri arasında en çok onunla ilgilenir, bir çok iltifatlar eder ve onun yetişmesine ayrı bir ihtimam gösterirdi. Üstadın o talebesi ile fazla meşgul olmasını diğer talebeler çekemezler ve çok kıskanırlardı. Talebelerin bu halini sezen Üftade Hazretleri, onları imtihan etmek istedi. Hepsini huzuruna çağırarak ellerine birer bıçak ve birer de tavuk verip: -Bunu gidip kimsenin görmediği yerde kesip geleceksiniz. Tek şartım, keserken hiç kimsenin sizi görmemesi ve yalnız olmanızdır. Kim daha çabuk gelirse, benim en çok takdirimi o talebem kazanmış olur, buyurdular. Bıçakla tavuğu alan talebeler süratle yayıldılar…

  • Psikoloji

    Ve Tanrı Kadını Yarattı…

    Altıncı gün dolmak üzereydi Ve Tanrı hala kadını yaratıyordu. Bir melek çıkageldi. Tanrı’ya; – Ötekini, erkeği çok daha çabuk yaratmıştın, buna niye bunca zaman ayırıyorsun? diye sordu. Tanrı yanıt verdi: – Çünkü buna çok değerli, çok farklı özellikler katıyorum. dedi. – Örneğin yüzlerce parçadan oluşturuyorum. Ama yine bir bütün olmasını sağlıyorum. Bu yarattığım bir çok çocuğa aynı anda sarılabilmeli, Dünyanın her yerindeki çocukları kucaklayabilmeli. Düşen bir çocuğun kanayan dizini de, Yaralı bir yüreği de iyileştirebilmeli.. Melek sordu: – Kaç eli, kaç kolu olacak? – Sadece iki. – İki el, iki kolla mı yapacak bu dediklerini… – Hepsi bu değil… Kendi yaralarını da kendi sarabilecek. Ayrıca günde 18 saat çalışabilir durumda…

  • Yoga

    Tanrı’yı bilenler onu tanımlamaz. Tanrı’yı tanımlayanlar onu bilmez. Hallac-ı Mansur

    Bengal’deki bir köyde yaşayan dul bir kadın, oğlunu yaşadıkları evden çok uzakta olan bir okula göndermiş ancak otobüs ücretini ödeyecek parası yokmuş. Çocuğun okula gidebilmesi için ormanın içinden yürüyerek kendi başına geçmesi gerekiyormuş. Annesi, oğluna cesaret vermek için şöyle demiş: “Ormandan korkma oğlum. Yanında olması için Tanrı Krişna’yı çağır. O senin dualarını duyacaktır.” ; Çocuk annesinin dediğini yapmış ve Krişna ona görünmüş; sonra da çocuğu her gün okula götürmeye başlamış. Öğretmeninin doğum gününde, çocuk öğretmene hediye alabilmek için annesinden para istemiş. “Hiç paramız yok oğlum” demiş annesi; “Öğretmenine götürmek için Tanrı Krişna’dan bir hediye iste.” Ertesi gün, çocuk derdini Krişna’ya anlatmış. Krişna ona içi süt dolu bir testi vermiş. Çocuk…

  • Felsefe

    Eğer bir şeyi ‘bütün’ olarak görebilirsen

    Yaşamın ne güzel olduğunu görmenin yolu, ona ölümün bakış açısından bakmaktan geçiyor. İkisi birdir. Yaşam ve ölüm yan yana yatarlar birlikte olan sevgililer gibi. Tutuşmuş eller gibi. Sonuçla, yol gibi. “Ölüm bir an.. Gelme olasılığı her an.. Tam da bu yüzden Şimdi söyle, Şimdi sev, Şimdi anla, Şimdi yap, Şimdi yaşa, Şimdi ol… Her şeyin sonu Her an gelebilecekken Yarına güvenme…”

  • Tasavvuf

    Padişahın İşi Ne?

    Sultan Murad Han o gün bir hoştur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar: – Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var? — Akşam garip bir rüya gördüm. – Hayırdır inşallah?.. — Hayır mı şer mi öğreneceğiz. – Nasıl yani? — Hazırlan, dışarı çıkıyoruz. Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki, padişah hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt’a çıkar, döner Vefa’ya, Zeyrek’ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar, sorarlar; — Kimdir bu? Ahali:…

  • Tasavvuf

    Kabağın da bir sahibi var

    Vaktiyle Cavlakiye tarikine mensub olmaya hazırlanan bir derviş berbere gidip: – Vur usturayı Berber efendi, der. … Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar ve diğer tarafa usturayı vuracakken, mahallenin kabadayısı içeri girer. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış tarafına sert bir tokat atarak: – Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım, diye bağırır. ‘Dövene elsiz, sövene dilsiz’ olan, halktan gelen her şeyin Hak’tan geldiğine inanan derviş, sabreder. Fakat kabadayının tıraş esnasında da dili durmaz, sürekli alay eder derviş ile: ‘Kabak aşağı, kabak yukarı.’ Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkandan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, kontrolden çıkan bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelerek kabadayıyı altına alıp sürükler. Arabanın oku göğsüne…

  • Tasavvuf

    Eyvallah

    İkindi vakti öncesi abdest almak için avluya çıkan şeyh; dervişin birinden bir ibrik su ister. Derviş getirir. Yere çömelmiş abdest almaya çalışan şeyh bir yandan da bahçedeki dervişleri gözetlemektedir. Su döken derviş bakar ki şeyh elini yıkarken bazı yerleri kuru kalır.İçinden; -‘Bir de bize mürşit olacak, doğru dürüst abdest almayı bile beceremiyor’ diye geçirir. Bakışları alaycı ve suizandır. Şeyh kafasını kaldırır dervişin bakışlarını yakalar aklından geçenleri okur; -‘Evlat sen bize yaramazsın akşama kalmadan dergahımızı terk et’,der. Derviş şeyhi için böyle düşündüğü için bin pişman olmuştur ama nafile kovulmuştur artık. Akşam arkadaşları ile helalleşerek ıssız bir dağ yamacındaki dergahtan ayrılır. Ne ailesi vardır ne gidecek yeri. Deli divane dağ tepe yürür,…

Araç çubuğuna atla