• Mevlana

    Rivayet muhtelif ama maksat Bir

    lkbahar gelince gül uykudan uyanır, kırmızı elbiseler giyer. Ben güle o elbiseleri kimin giydirdiğini biliyorum. Bahar gelince söğütler de uyanır, yaya olarak gelirler, ırmağın kenarında namaz kılacaklarmış gibi saf haline girerler. Onlar da bütün varlıklar gibi kadere boyun eğmişlerdir. Kaza ve kader neyi takdir etmişse ancak onu yaparlar. Süsen kılıcını çeker, yasemin sipere girer. Her biri savaş tekbirini getirirler. îlkbaharda kırmızı elbiseler giyerek süslenen gül, kendini beğenir de o aciz bülbüle neler eder, neler eder! Bahçe gelinlerinin herbiri, bahçede bulunan bütün çiçekler; “0 vefasız gül bize işaret ediyor!” derler. Burada aşık bülbül de seslenir, der ki: “Bakın arkadaşlar, başsız ve ayaksız gibi olan ben zavallıya gül ne cilveler yapıyor?” Bu…

  • Mevlana

    Hiç

    Anlatılanlara göre bir gün Mevlânâ, Şems-i Tebrizî’yi evine davet eder. Şems, Celalettin Rumi’nin evine gider ve ev sahibinin ikramını gördükten sonra ona sorar: – Benim için şarap hazırladın mı? Mevlânâ hayret içerisinde sorar: – Meğer sen şarap içiyorsun, öyle mi? Şems cevap verir: – Evet. Mevlânâ: – Bunu bilmiyordum. – Mademki öğrendin bana şarap ikram et. – Bu gece vakti şarabı nereden bulabilirim? – Hizmetçilerinden birine söyle gidip alsın. – Bu iş yüzünden Tanrı’nın karşısında şeref ve haysiyetim beş paralık olur. – O zaman, git kendin al. – Bu şehirde beni herkes tanır. Ecnebi mahallesine gidip nasıl şarap alabilirim ki? – Eğer bana saygın varsa benim rahatım için bunu yapmalısın.…

  • Mevlana

    Mesnevî’nin ilk 18 beyti

    بشنو اين نى چون حكايت مى‏كند از جدايى‏ها شكايت مى‏كند Bişnev in ney çün hikâyet mîküned Ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned Dinle, bu ney neler hikâyet eder, ayrılıklardan nasıl şikâyet eder.   كز نيستان تا مرا ببريده‏اند در نفيرم مرد و زن ناليده‏اند Kez neyistân tâ merâ bübrîdeend Ez nefîrem merd ü  zen nâlîdeend Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryâdımdan erkek ve kadın müteessir olmakta ve inlemektedir.   سينه خواهم شرحه شرحه از فراق  تا بگويم شرح درد اشتياق‏ Sîne hâhem şerha şerha ez firâk Tâ bigûyem şerh-i derd-i iştiyâk İştiyâk derdini şerhedebilmem için, ayrılık acılarıyle şerha şerhâ olmuş bir kalb isterim.   هر كسى كاو دور ماند از اصل خويش باز جويد…

  • Mevlana

    Usta ve Çırak

    Bir zamanlar bir yerde iyi bir usta vardı , Yanında bir de çırak , gözleri biraz şaşı . Şaşılık bir özürdür , ne bir suç , ne de bir kusur , Noksanını bilmemek , işte kabahat budur. … Usta bir gün çırağa , dedi ” içeriye gir ” Orada bir şişe vardı , al onu bana getir ” Çırak içeri gitti ve sesi geldi derin , ” Burda iki şişe var , hangisini istersin ? ” Usta dedi , ” İyi bak , şişe çift değil , bir tek , Yanlış görmeyi bırak , gözünden perdeyi çek .” ” Beni aşağılama ” diye seslendi çırak , Burda iki şişe var…

  • Mevlana

    Mesnevî’de Adâlet ve Zulüm Kavramları

    Bizim kültürümüzde insanın mevkii çok yücedir. Her şey insan için yaratılmıştır. O, eşref-i mahlûkâttır. Kâinatın gözbebeğidir. Yeryüzünde Allah”ın halîfesidir. Mevlânâ: “İnsan, değer bakımından “arş”tan da üstün­dür; insan düşünceye sığmayacak kadar yücedir.”i der. Mesnevî”de ifade edildiğine göre: “İnsan cevherdir, gökyüzü ise ona arazdır; her şey, parça-buçuktur, basamaktır; maksatsa insandır.”ii Bu kadar büyük meziyetlerle donatılan insanoğlunun sorumluluğu da ağır olacaktır şüphesiz. Nitekim göklerin, yerin ve dağların taşımaktan korkup kaçındığı “emanet”i insan yüklenmiştir. Peki nedir bu emanet diye­ceksiniz? Bu emanet başta “âdil olmak”tır. Zulümden kaçınmaktır. İyiyi kötüden ayırabilmektir. Ve nihayet bu emânet sorumluluk duygusu taşı­maktır. Sözlükler “adâlet”i; “doğrudan ayrılmama, hakka riâyet etme” şek­linde karşılar. “Âdâlet”in zıddı olan “zulüm” ise; haksızlık, eziyet, işin gere­ğini yapmama…

  • Mevlana

    İbnü’l-vakt

    “Sûfî İbnü’l-vakt bâşed der misâl Lîk sâfî fârigest ez vaktı hâl” Hz.Mevlânâ   Sûfî İbnü’l-vakt’tir(vaktin oğludur)¸ ama sâfî (kâmil insan) vaktin ve hâlin üstündedir.   “O söyleyince¸ hâl¸ onun buyruğu altına girer. O isteyince¸ gölge varlık olan bedenleri can hâline getirir. Hakk yolunda oturup kalmış¸ hâli beklemekte olan kişi¸ işin sonuna varmamıştır. Hâle hakim olan kâmil insanın eli¸ hâl kimyasıdır. Elini oynatınca bakır¸ onun sarhoşu olur¸ yâni altına çevrilir. Kâmil insan dilerse¸ ölüm bile tatlılaşır; diken ile neşter onun elinde nergis ve beyaz gül olur. Hâle bağlı kalan insan ise¸ hâl gelince yücelir¸ yükselir; hâl gelmeyince eksilir¸ aşağılara düşer. “Sûfi”¸ “hâle” kavuşup değeri arttığı için “vaktin oğlu” olmuştur. Yâni¸ geçmişi…

  • Mevlana

    Mevlânâ’nın Duası Bereketine Servete erişmek

    Çok fakir olan bir derviş, çocuklarının ısrarı üzerine Şeyhi olan Mevlânâ’yı ziyarete gider. O da dervişi yanında daha fazla alıkoymadan Cenab-ı Hak çocuklarının rızkını gönderdi. Hemen yola çık der. Derviş de Mevlana’nın elini öper, hiçbir soru sormadan evinin yolunu tutar. Bir hayli yürüdükten sonra vakit gece yarısını bulur ve yorulduğunu da bilerek yolun kenarında olan bir harabe görür. Mevlana’nın da sözlerinden dolayı harabede istirahate çekilir. Uyku anında şöyle bir rüya görür; Yakınında olan duvarın kenarında bir küp bulunduğunu görür ve uyanır. Harabede rüyasında görmüş olduğu küpün yanına varır. Kapağını açar ki küpün içi altın dolu. Hemen kapağını kapatır. Tabi derviş hırsızlıktan çekindiği için aynı zamanda da Allah-u Teala’dan korktuğundan küpe…

  • Mevlana

    Kendini Düzelt ki Her şey Düzelsin

    Bir keresinde Hz. Süleyman’ın tahtına tersinden bir rüzgar esti. O da: – Ey rüzgar doğruluktan ayrılmasana, diye onu ikaz etti. Rüzgâr: – Ey Süleyman, asıl sen doğruluktan ayrılma. Sen doğru oldukça ben ters esemem, karşılığını verdi. Sonra Hz. Süleyman bir baktı ki başındaki tacı da eğilmiş… O, tam sekiz defa tacını düzeltti ama her keresinde taç kendiliğinden eğiliyordu. Sonunda taç şöyle dedi: – Beyhude gayreti bırak! Beni yüz kere de doğrultsan sen doğrulmadıkça ben de doğrulmam. Bunun üzerine Hz. Süleyman kendi kalbine nazar etti ve gördü ki orada bir eğrilik var. Hemen tevbe edip onu doğrulttu. Bundan sonra başındaki taç düzeldi. Öyle ki Süleyman denemek için onu kasten eğrilttikçe taç…

  • Mevlana

    Kadın

    “Pertev-i Hakkest an mâşûk nî Halikest an gûyâ mahlûk nî” * Mesnevî, I, 2437 ”Kadın Hakk nurudur. Sevgili değil. Sanki yaratıcıdır, yaratılmış değil”(Mesnevî, I, 2437) ‘kadın, Hak nurudur; sevgili değil…Sanki yaratıcıdır, yaratılmış değil.’ (Mesnevî, 1 / 2437-Veled Çelebi Mesnevî Tecümesi1.c, syf.194)    ‘Kadın.Tanrı ışığıdır, sevgili değil; kadın sanki yaratıcıdır; yaratılmış değil.’ (Mesnevî, I / 2446-Abdülbâki Gölpınarlı Mesnevî Tercümesi I.c,syf.243) ‘O Hakk’ın ışığıdır; sevgili değil. O sanki yaratıcıdır; yaratılmış değildir.’ ( Mesnevî,1 / 2437-Prof.Dr.Adnan Karaismailoğlu Mesnevî Tecümesi 1.c,syf.169) Kadın, sadece bir sevgili değildir, kadın Hakk’ın ışığıdır, nûrudur.Sanki o, mahluk değildir de hâlıktır.’**( Mesnevî,1 / 2437- Şefik Can Mesnevî Tercümesi 1c.syf.165) *Bu beyti eksik ve yanlış yorumlamamalı diye düşünüyorum.  Bazılarının bu beyitten çıkardıkları mânâya göre;…

  • Mevlana

    Ne Halin varsa görmeye geldim

    Ne halin varsa görmeye geldim.. Bendeki “sen”i senle buluşturmaya geldim.. Her şeyimi toparlayıp, yüreğinde gösterdiğin yere kurulmaya geldim.. Misafirliğe değil! Ev sahibi olmaya geldim.. Tüm sözleri çürütüp, seni dinlemeye geldim.. Gözlerimi kör; Gönlümü mest eden bakışlarına gark olmaya geldim.. Kırılan ümitlerini tamire geldim.. Hislerine tercüman olmaya geldim.. Halimi haline köle yapmaya geldim.. Aşkın hamurunu yapmaya geldim.. Davetsizce gönlüne emrivaki yapmaya geldim.. Ulu orta aşkın sendeki tecellisini seyretmeye geldim.. Her şeye hazırlıklı geldim.. KABULÜNE MUHTAÇ, REDDİNLE ÖLMEYE GELDİM !!! EY YAR Seninle ölmeye geldim Ateşsen yanmaya, Yağmursan ıslanmaya, Soğuksan donmaya geldim.. EY SEVGİLİ Senden mücevherler değil, Tebessüm almaya geldim.. Ölümsen ölmeye, Hayatsan kalmaya geldim… Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Araç çubuğuna atla