Basından

Basından

Basında çıkan haberlerden :

 

Hürriyet Gazetesi Onur Baştürk  – 25 Temmuz 2008

Ruh yaşım dokuzmuş

Hani bazı günler öyle olur. Böyle içiniz çekilir, canınız bir şey yapmak istemez, enerjiniz düşüktür, oradan oraya savrulup durursunuz.

İşte günlerden öyle bir gündü. Hatta illa günü belirtmem gerekirse, pazartesi günüydü. Dediğim gibi savrulup duruyordum.

Bir arkadaşımın ofisine gittim. Orada laf lafı açtı.

Enerji alıp verme olaylarından bahsediyoruz.

Derken biri biyoenerji uzmanı Nazmi Gür’den bahsetti. İlk başta ilgimi çekmedi, ama savrulup duruyorum ya, “E hadi gidelim, merak ettim” dedim.

Ve karşıya, Suadiye’ye geçtik bir anda.

Nazmi Gür’ün “ashram”ı bir apartmanın giriş katındaki dairede.

Biyoenerji çalışmalarının yanı sıra yoga ve meditasyon dersleri de yapılıyor burada.

1800 KEZ REENKARNE OLMAK

Nazmi Gür o gün bana hangi çakralarımın açık olduğunu, enerjimin yüzde kaçını kullandığımı ve daha bir sürü ayrıntıyı söyledi.

Ama onlara girmeyeceğim. Uzun sürer, kimseyi sıkmak istemem.

Gireceğim tek detay var. O da tabii biraz eğlenceli olduğu için.

Mesele ruh yaşı meselesi.

Bir çember düşünün.

35 dilime ayrılmış.

Gür’ün elinde tuttuğu sarkaca benzer şey, sizden aldığı enerjiyle hangi dilimin üzerinde durursa, işte o rakam sizin ruh yaşınız oluyor! Test etmek için sarkaca birkaç kez vuruyorsunuz, yine aynı dilimde duruyor. İnatla.

Peki bende hangi dilimde durdu? Tam dokuzun üzerinde.

Bunun anlamı şuymuş: Her bir dilim arasında insanın minimum 40, maksimum 400 kere reenkarne, yani başka bedenlerde yeniden doğduğuna inanılıyor. Bunun ortalamasını alalım, 200 olsun.

9 dilimle 200’ü çarpalım. Bu demektir ki ben 1800 kere reenkarne olmuşum (Pes, pes, pes!).

Ortalama ömrü de 50 yıl baz alırsak, 1800 çarpı 50, eşittir 90 bin yıl yaşamış oluyorum. Farklı bedenlerde… (Reenkarnasyon olayına inanıp inanmamak serbest tabii.)

Ruh yaşı 20’lerde 30’larda çıkanların kaç kez reenkarne olduğunu düşünemiyorum bile. Zaten onlar “bilgelik” dönemini yaşıyorlarmış.

Benim yaşımdaki “ruhlar” ise eğitim dönemindeymiş. 14. yaşa kadar bu süreç devam ediyormuş.

Daha kaç kez reenkarne olup 20’leri göreceğim, şimdi bunu merak ettim haliyle.

Hürriyet Gazetesi Onur Baştürk Röportajı – 7 Nisan 2013

Ben bir biyoenerji alıp geleceğim!

Nasıl spora, kuaföre, hatta markete domates almaya gidiyorsunuz. “Biyoenerji almaya gidiyorum” demek de artık böyle bir şey. Bir 21. yüzyıl ihtiyacı ve yeni normali. Peki, biyoenerji seansı sırasında neler oluyor? Kafanıza takılan her şey bu yazıda.

2000’lerin başında “Biyoenerji almaya gidiyorum” diye bir cümle kursam, herhalde çok fazla soru işaretli yüz ifadesine maruz kalırdım. Ama şimdi pek öyle değil. Devir değişti. Enerji kelimesine alışıldı. Hatta çoktan suyu çıkarıldı. Kuantumun nasıl gündelik hayata uygulanacağı konuşuluyor, alternatif tıp dillerde, hayatı anlamaya dair binbir türlü enerji tekniği, eski öğreti, ne varsa merak ediliyor. Yani spritüellik eskiden marjinaldi, artık yeni normal.

Bu yüzden de “Biyoenerji almaya gidiyorum” demek, eskinin “Bakkala üç kilo domates almaya gidiyorum”u kadar doğal. Ve dahası üç kilo domates kadar ihtiyaç. Yine de kafalarda soru işaretleri var, biliyorum: “Nasıl oluyor?”, “İşte yarıyor mu?”… “O zaman” dedim, bu hafta bu deneyimi yazmalı.

Ve yılın ilk biyoenerjisini almak üzere Küçükyalı’daki Gurudwara Ashram’ın yolunu tuttum.

Evet, geçen yıllarda da birkaç kez almıştım ve o klişe laftan nefret ediyorum ama gayet ‘iyi gelmişti.’ O zaman fazla bekletmeden biyoenerji seansında neler yaşandığına dair notlarıma geçiyorum…

Gurudwara Ashram’ın kurucusu, biyoenerji ustası Nazmi Gür önce biraz seninle konuşuyor. Neden biyoenerjiye ihtiyaç duyup kendisine geldiğini soruyor. Sonra da seansa geçiyor. Unutmadan, seans öncesi biyoenerjiye dair bilgiler de veriyor. Mesela her seans  sırasında hangi beden üzerinde çalışacağını söylüyor.

Evet fiziksel bedeniniz dışında bir de eterik, mental, ruhsal, astral bedenleriniz var. İsterseniz bunların ne olduğunu da uzun uzun anlatıyor size Nazmi Gür. “Yok, ben o kadar derine inmeyeyim” derseniz, hemen seansa alınıyorsunuz.

Seans boyunca Çin’den getirilmiş, zemini sert bir yatağa uzanıyorsunuz. Nazmi Gür baş ucunuzdaki bir sandalyeye oturuyor. Vücudunuza hiçbir şekilde değmeden ellerini üzerinizde gezdirmeye başlıyor.

İşte ne oluyorsa ondan sonra oluyor! Gözleriniz ister istemez kapanıyor. Ellerden yayılan enerjiyi hissettikçe önce ağırlaşmaya, sonra da hafiflemeye başlıyorsunuz. Çünkü enerjinizin akmadığı yerler bir bir açılmaya başlıyor. Hiç de aç olmadığınız halde karnınız guruldamaya başlıyor, iç organlardan acayip sesler geliyor.

İlk seansta değil ama sonraki seanslarda şöyle durumlarla da karşılaşabiliyorsunuz, hemen endişelenmeyin. Parmaklarınız, kollarınız istem dışı hareket etmeye başlıyor. Olduğu yerde kıpırdanıyor. Merak etmeyin, delirmediniz. Enerjiniz düzenleniyor, arınıyorsunuz, iyi bir şey yani.  İtiraf ediyorum: Bir keresinde seans sırasında uyumuşum ama bir yandan da parmaklarımın, ayaklarımın oynadığını ve hatta başımın hafifçe kalktığını hissediyordum. Ayrıca kendime başka bir yerden bakıyormuşum gibi geliyordu. Tuhaftı ama kesinlikle ürkütücü değildi!

PEKİ, SONUÇ?

Tüm bu seansların sonunda -ki on seansı tamamlamayı öneriyor Nazmi Gür- ne oluyor? Hayatınız mı değişiyor? Abartmayalım, bir anda hayatınız değişmiyor.

Tıkanıp kaldığınız noktalar varsa onları daha kolay çözmeye başlıyorsunuz. Çünkü enerjiniz gürül gürül akmaya başlıyor duvarlara çarpmadan. En basit böyle anlatabilirim. Hani anlatmak benim için de zor. Ama işte nasıl kuaföre, maniküre, spora gidiliyor bakım için. Biyoenerji de bunun gibi bir şey. Arada enerji bakımı yapmak gerekiyor!

NAZMİ GÜR ANLATIYOR

BU BİR MESLEK
* Biyoenerji ile şifa hem sanat hem de bilimdir. Ressamlık, doktorluk, mühendislik, öğretmenlik ne kadar meslekse o da o kadar meslektir.
* 30 yıl önce normal ticari faaliyetlerin içindeyken karşılaştığım Gürcü bir hanımefendi kulağıma ilk kar suyunu kaçırdı. Dediğine göre benden farklı ve güçlü bazı titreşimler alıyormuş. Kaynağı ben olan, ama akmasında hiçbir katkım olmayan titreşimler… Bu konuda kendi ustası ile görüşmemin daha iyi olacağını söyledi ve Çek/Ukrayna asıllı ustasını İstanbul’a davet ettim.
Sonrasında toplam 4.5 yıl süren bir eğitim süreci başladı.

360 BİN ADET ENERJİ KANALI VAR!
* Cep telefonumuzun şarjı bittiğinde ne olur?
Tüm dünya ile olan iletişimimiz kesilir. Bu yüzden bir priz bulup telefonu şarj eder ve tekrar ulaşılabilir hale geri döneriz. İşte aynısı biyoenerji şifa seansında oluyor!Tek farkla: Bizim şarj cihazımız aynı zamanda kendi kendini de şarj ediyor. Yani ya bitmiş pili şarj ediyoruz. Ya da kesilmiş güç kablolarını bağlayarak gücün yeniden akmasını sağlıyoruz ya da az veya çok gelen akımı düzenliyoruz.

* Böyle bir şifa seansında vücudun bozulmuş enerji dengesi düzeltilir, aura tamir edilebilir, çakralardaki tıkanıklıklar açılıp enerji akışı düzenlenebilir. Böylelikle vücudun doğal dengesi korunmuş olur.
* Ezoterik metinlerde insan bedeninde 80 bin civarında çakranın (enerji  merkezi) ve 360 bin adet nadinin (enerji kanalı) varlığından söz edilir. Biz  bu çakraların 42 tanesini çok iyi biliyor ve şifa seansında 22 tanesiyle yoğun çalışıyoruz.

NEDENLER ÖNEMLİ
* Masada duran bir bardak suyu görüyorsun değil mi?
Bu bardak devrilmeden su dökülmez. Suyun dökülmüş hali problemlerimizdir. Günümüzdeki pek çok çözüm önerisi veya terapi sonuçlarla ilgilenir.
Kimi size bir bez ve kova teklif eder. Kimi bir sünger verir. Kimi ise bir kova getirip kendisi dökülmüş suyu temizler.
Biz kür boyunca sonuçların yanında ağırlıklı olarak nedenlerle ilgileniriz. Bunun için önce bardağı kaldırırız. Sonrasında bardağın niye devrildiğini araştırmaya başlarız.

İYİ GELMEDİĞİ BİR ŞEY YOK
* Teorik olarak biyoenerjinin iyi gelmediği hiçbir şey yok. Depresyondan, kansere kadar her türlü probleme iyi gelebiliyor. Ama bize ilginç hikaye gibi gelen şeylerin pek çoğu birilerinin çok özeli. Bu nedenle deneyimleri çok paylaşmak istemiyorum.

* * *     * * *    * * *

Dergilerden :

Yoga Journal Mart 2015

 

collage work_1

seyahat_1

On Air_1

marie_1

 

istlife_2

form sante_1

hamileyoga

Araç çubuğuna atla