Gurudwara

İnsanın Kendini Arayışı 4

İnsanın kendini tanımaya dair yaptığı çalışmalar, kendi özelinde gerçek doğasını, kendi hakikatini tanımak için yeterli olmasa bile; hiç değilse hakikata dair bir güzel koku almasına, hakikatin ardındaki sonsuzluğa dair genişleyen idrakinin ona getirdiği sezgisel bilgilere ulaşmasına vesile olacaktır.

Bu da arayış yolundaki kararlılığı, sabrı arttırarak onu kendine biraz daha yaklaştıracaktır.

Kendini tanıma arayışı içinde ulaşacağı idrak ile; arayışını dıştan içeriye yönlendiren insan, kalbe yönelir. Böylelikle kendi hakikatini anlama yolculuğunda bir başka zirveye ulaşır; kendini bilme.. Bu hal, kamil insan olma hali, erdemli/bilge/arif kişilere özgü bir durumdur.

Önceleri kendini bilmeyen bir yaşantıda kaybolmuş, kalbini bir yığın vesvese, endişe, zihinsel, düşünsel, duygusal artıklar, dünya meşgalesi ile doldurmuş, ayakta ya da yatakta uykuda olan insanın kalbinde ev sahibine yer kalmamıştır. Farkındalık geliştikçe içindeki tüm kirlerden -masiva’dan- arındırılan kalp; artık kalp değil, gönüldür. Gönül Tanrının evidir… Kalp çakrasının açılması ile gönül, sahibini evine davet eder, daha da yakınlaşır. Bu süptil planda da değişim, dönüşüm demektir. ‘Kendini bilen Rabb’ini bilir.’ denmiştir.

Yogik öğretinin ana metinlerinden olan ve Bhagavad Gita’da Krishna Sutraları’nda Krishna, Arjuna ile diyaloğunda şöyle der:

“Sende, tanımadığın ve bilmediğin yüce bir dost vardır. Çünkü Tanrı her insanın içindedir. Ama pek azı onu bulmayı başarır. Kişi kusursuzluğa, arzularının ve fiillerinin ürününü; her şeyin ilkesine kaynaklık eden ve evreni oluşturan varlığa feda ettiği takdirde ulaşır. Çünkü mutluluğunu, sevincini ve nurunu kendinde bulan kişi, Tanrı’ya kavuşmuş olur. ”

Krishna burada Dharma’ya -yani evrensel, Tanrısal yasalara- uygun bir hayat şekline gidişin, insanın içinden doğru olduğunu belirtir.

Anlayacağımız; eve dönüş yolunun olmazsa olmazı ‘kendini tanıma’ pratikleri…

Ve gelenekte olduğu gibi, biz de bunu bir hikaye ile bağlayalım.

Rumi’nin dediği gibi “Nasibinde varsa alırsın karıncadan bile ders. Nasibinde yoksa bütün cihan önüne serilse sana ters”

Lafı buraya kadar uzattık, süsledik ama hikayemiz aslında ‘Bilmek’ ile ilgili.

Ünlü Çin Düşünürü Konfüçyüs çalışmalarında metafizik sorunlarla uğraşmaktan çok; insanın iyi yetiştirilip topluma yararlı olmasına öncelik verdi.

Felsefe Sohbetleri adlı kitabında öğrencisi Tseu-Lu;

“Üstadımızdan erdem ve yetenekleri ile seçkin bir adamın oluşumu için gereken nitelikleri dinledik. Ama göksel yol hakkında bir şey dinlemedik” diye yazar.

Aynı kitaptaki bir diyalog yine Konfüçyüs düşüncesini yansıtır:

Ki-Lou- Ruhlara ve cinlere nasıl hizmet edilebilir?

Kofüçyüs- Henüz insanlara hizmet edebilecek bir halde değilken ruhlara ve cinlere nasıl hizmet edilebilir?

Ki-Lou- Öyleyse ölümün ne olduğunu sormama izin veriniz.

Kofüçyüs- Yaşamın ne olduğu nasıl bilinebilir?

Araç çubuğuna atla