Osho

Kendinle Uyum İçinde Olmak 2

İnsan tıpkı bir soğan gibidir. Çnemli olan, bu soğanı nasıl soyup, içindeki öze nasıl ulaşacağındır.

1. FİZİKSEL DUYULAR

İlk tabaka, bozuk fiziksel duyulardan oluşur. Bir an için bile fiziksel duyularının olmaları gerektiği gibi olduğunu düşünme çünkü değiller.Onlar eğitilmiştir. Bir şeyi, eğer toplumun izin veriyorsa görürsün. Toplumun izin veriyorsa duyarsın.

Toplumun izin veriyorsa dokunursun. İnsan birçok duyusunu kaybetmiştir. Çrneğin, koku alma duyusu. İnsan neredeyse koku alma duyusunun tamamını kaybetmiştir. Bir köpeğe ve koku alma kapasitesine bak. Burnu ne kadar da hassas. İnsan bu konuda çok fakir. İnsanın burnuna ne oldu? Neden bir köpek ya da at kadar derinden koku alamıyor? Atlar kilometrelerce öteden koku alabilir. Köpeğin inanılmaz bir koku hafızası vardır. İnsanın böyle bir hafızası yoktur. Bir şey burnu bloke ediyor.

Bu tabakaları derinden inceleyenler, koku duyusunun kaybolmasını seksin bastırılmasına bağlıyor. Fiziksel olarak, insan her hayvan kadar duyarlıdır. Ancak psikolojik olarak burnu bozulmuştur. Koku, bedenine açılan cinsel kapılardan biridir. Hayvanlar koku aracılığıyla bir erkeğin, bir dişiyle uyumlu olup olmadığını hisseder. Koku, ince bir işarettir. Dişi ilişkiye hazır olduğu zaman belirli bir koku salgılar. Sadece koku sayesinde, erkek kabul edildiğini anlar. Eğer koku salgılanmazsa, erkek ayrılır. Kabul edilmediğini bilir.

İnsan koku duyusunu yok etmiştir. Çünkü eğer koku duyun doğal olarak kalırsa, kültürlü denen toplumu yaratmak çok zor olur. Sen sokakta yürüyorsun ve bir kadın, koku salgılayarak sana ilişkiye hazır olduğu sinyalini veriyor. O bir başkasının eşi, kocası yanında. Sinyal seni kabul etmeye hazır olduğunu söylüyor. Ne yapacaksın? Çok zor olur. Çok utanç verici olur. Sen eşinle yolda yürüyorsun ve ondan koku gelmiyor. Birden bir adam geçince, o koku salgılanıyor. Bunlar bilinçsiz sinyallerdir. Onları bir anda kontrol edemezsin. O zaman sen, eşinin diğer adama ilgi duyduğunu anlarsın. Diğer adama çağrıda bulunuyor. Bu sorun yaratır. O yüzden insanoğlu yüzyıllar içinde koku duyusunu tamamen yok etmiştir.

Kültürlü ülkelerde beden kokularının yok edilmesi için bu kadar çok vakit harcanması bir tesadüf değildir. Vücut kokusu deodorantlar ve parfümlü sabunlarla tamamen yok edilmelidir. Parfüm tabakalarıyla, güçlü kokularla örtülmesi gerekir. Bunların hepsi bir gizleme arzusudur. Hala ortada olan bir gerçekliğin üstünü kapatma yoludur. Koku cinsel bir olaydır. O yüzden burnu yok etmişizdir. Burnu tamamen yok etmişizdir.

Bu farkı her dilde görebilirsin. Görmek demek, bir şeydir. Duymak demek, bir şey. Ama kokmak, tam tersini ifade eder. Görmek, görme yeteneği demektir. Ancak kokmak, koku alma yeteneği demek değildir. Senin koktuğun anlamına gelir. O baskı, dilin içine bile nüfuz etmiştir. Aynı şey diğer duyularının başına da gelmiştir. İnsanlarla göz göze gelmiyorsun. Ya da eğer gelsen bile bu, sadece birkaç saniye sürüyor. Sen aslında insanlara bakmıyorsun. Bakmaktan kaçınıyorsun. Eğer bakarsan, bu kabalık olarak görülüyor. Bunu bir düşün. İnsanlara gerçekten bakıyor musun, yoksa gözlerine bakmaktan kaçınıyor musun? Çünkü eğer kaçınmazsan, o zaman o kişinin göstermeyi arzu etmediği bazı şeyler görebilirsin. Onun göstermek istemediği bir şeyi görmek, görgü kurallarına aykırıdır. O yüzden kaçınmak gerekir.

Kelimeleri dinliyor, ama yüzü görmüyorsun. Çünkü çoğu zaman, sözcükler ve yüz birbirini yalanlar. Bir insan bir şeyi söylerken, başka bir şeyi gösterir. Zamanla yüzü, gözleri ve mimikleri görme yeteneğimizi tamamen kaybetmişizdir. Biz sadece kelimeleri dinliyoruz. Sadece izle. İnsanların nasıl bir şey söylerken, başka bir şey gösterdiğini görüp şaşıracaksın. Kimse bunu algılamıyor çünkü doğrudan yüze bakmamak üzere eğitilmişsindir. Ya da baksan bile o duyarlılıkla, o ilgiyle bakmazsın. Boştur. Sanki bakmıyor gibisindir.

Biz sesleri kendi seçimimiz üzerine duyarız. Bütün sesleri duymayız. Biz seçeriz. İşimize yarayan sesleri duyarız. Ve farklı toplumlarda, farklı ülkelerde, farklı şeyler değerlidir. İlkel bir dünyada, örneğin bir ormanda yaşayan insanın ses algısı farklıdır. Vahşi hayvanlar için sürekli uyanık olmak gerekir çünkü hayatın söz konusudur. Eğer vahşi hayvanların bulunmadığı, kültürlü bir dünyada yaşıyorsan, tetikte olmana gerek yoktur. Böyle bir tehdit olmadığı için de, hayatta kalma endişen yoktur. Bir ihtiyaç duymadığın için kulakların o kadar iyi işlemez.

Hiç tavşan ya da geyik gördün mü? Onlar ne kadar da dikkatlidir. Ne kadar duyarlıdır? Çok küçük bir ses bile, rüzgarda hareket eden bir yaprak bile geyiğin dikkatini çeker. Sen onu algılamazsın bile. Hayatın çevresinde bir müzik vardır. Hayatı ince bir müzik kuşatır. Ancak biz bunun farkında değiliz. Muhteşem bir ritim vardır. Ancak onu hissetmek için daha hassas kulaklara, gözlere ve temasa ihtiyacın vardır.

Yani ilk tabaka, bozulmuş fiziksel duyulardır. Bizler sadece görmek istediklerimizi görürüz. Bütün beden mekanizmamız zehirlenmiştir.

Bedenimiz kasılmıştır. Bir çeşit donuk hayat yaşarız. Soğuk, kapalı ve dışlanmış. Hayattan o kadar korkuyoruz ki, hayatın bizimle temas kurabileceği her türlü ihtimali öldürüyoruz.

İnsanlar birbirine dokunmuyor. El ele tutuşmuyor. Birbirine sarılmıyor. Birinin elini tuttuğun zaman utanıyorsun. O da utanıyor. Eğer birine sarılırsan, sanki yanlış bir şey yapıyor hissine kapılır ve ondan uzaklaşmak için acele edersin. Çünkü diğer beden seni açabilir. Diğer bedenin sıcaklığı seni açabilir. Çocuklar bile anne ve babalarına sarılamaz. Ortada büyük bir korku var ve bütün korku, temelde seks korkusuna dayanmaktadır. Sekse karşı bir tabu vardır. Bir anne oğluna sarılamaz. Çünkü oğlu, cinsel heyecan duyabilir. Bu bir korkudur. Bir baba kızına sarılamaz. Cinsel heyecan duyabileceğinden korkar. Sıcaklığın kendine özgü bir işleyişi vardır. Fiziksel ya da cinsel olarak heyecanlanmanın hiçbir yanlış yönü yoktur. O sadece birinin canlı olduğunun işaretidir. O kişi yaşıyordur. Ancak korku ya da seks tabusu sana uzak dur, mesafe koy der.

Bütün duyuların bozulmuştur. Doğal olmana izin verilmemiştir. O yüzden insan, gururunu, masumiyetini, zarafetini ve nezihliğini kaybetmiştir. İlk tabaka budur.

Bütün bu baskılar yüzünden beden orgazm dışı kalmıştır. Hiçbir keyif yoktur. Bu, hem erkeğe, hem de kadına neredeyse aynı şekilde olmuştur. Ama erkek, kadından daha fazla bozulmuştur. Çünkü erkek mükemmeliyetçidir. Nörolojik olarak mükemmeliyetçidir. Aklına bir fikir geldiği zaman, onu en uç noktaya kadar götürmeye çalışır. Kadınlar daha pratiktir. Daha az mükemmeliyetçidir. Kadınlar daha az nevrotik, daha çok dünyevi, daha dengeli, daha az entelektüel ve daha sezgiseldir. Onlar sonuna kadar gitmemiştir. Kadınların erkekler kadar nevrotik olmaması çok iyidir. O yüzden onlarda hala biraz gurur, biraz zarafet, biraz varlık kıvrımı, biraz şiir kalmış durumdadır. İkisi de toplum tarafından bozulmuş ve sertleşmiştir. Erkek, kadından biraz daha fazla bozulmuştur. Ancak aradaki fark, sadece birkaç derecedir.

Bu tabaka yüzünden sana ulaşan her şeyin öncelikle bu filtreden geçmesi gerekiyor. Ve bu filtre, yok eder, çarpıtır, maniple eder, yeni renkler uyarlar, icat eder ve gerçeklik iyice çarpıtılır. Bu tabaka yok olduğu zaman… Yoganın bütün amacı budur. Bedenini canlı, duyarlı ve tekrar genç yapmaktır. Duyularına en üst düzey işlevsellik kazandırmaktır. O zaman bir insan hiçbir tabu olmadan yaşayabilir. Yumuşaklık, zarafet ve güzellik akmaya başlar. İçinde bir sıcaklık ve şeffaflık yükselir ve bu giderek gelişir. İnsan sürekli yeni ve genç olur, sürekli bir macera yaşar. Beden orgazmik olur. Keyif seni kuşatır.

Keyif sayesinde önce bozukluklar yok olur. O yüzden keyifli olmanda ısrar ediyorum. Her zaman kutla ve hayatın keyfini çıkar. Bedenini kabullen; sadece kabullenmekle kalma, varoluş sana bu kadar güzel bir beden verdiği için minnet duy. Çok duyarlı bir bedenin var. Gerçeğe açılan birçok katın var. Gözlerin, kulakların, burnun ve dokunuşun. Bütün bu pencereleri aç ve bırak hayatın meltemi içeri essin. Hayatın güneşi içini doldursun. Daha duyarlı olmayı öğren. Duyarlı olmak için her fırsatı kullan. Böylece ilk filtre aradan kalksın.

Eğer çimenler üzerinde oturuyorsan, o çimleri sürekli kopartıp yok etme. Bahçede oturmayı bırakmak zorunda kaldım. Eskiden insanlarla bahçede buluşurdum. Ama insanlar sürekli çimleri yok ediyordu; sürekli onları kopartıyordu, o yüzden bıraktım. İnsanlar çok vahşi; bilinçsiz olarak vahşi. Ne yaptıklarının farkında değiller. Onları tekrar tekrar uyarmama rağmen, birkaç dakika içinde yine unutuyorlardı. O kadar huzursuzdular ki, ne yaptıklarını bile bilmiyorlardı. Bu huzursuzlukları içinde önlerinde çimen olunca, onları kopartıp yok etmeye başlıyorlardı. Çimler üzerinde oturduğun zaman gözlerini kapat. Çimen ol. Çimen gibi hisset. Çimen olduğunu hisset. Çimlerin yeşilliğini hisset. Çimenlerin ıslaklığını hisset. Çimenlerin yaydığı o güzel kokuyu hisset. Çimler üzerindeki çiğ damlalarını hisset. Onların senin üzerinde olduğunu hisset. Güneş ışınlarının çimenlerin üzerinde nasıl oynadığını hisset. Bir an için bu duygular içinde kaybolacak ve bedenine farklı bir duyguyla bakacaksın. Bunu her türlü durumda yap. Bir nehirde, yüzme havuzunda, kumsalda uzanırken, geceleyin mehtaba bakarken; kumların üzerinde gözlerin kapalı uzanmış, kum tanelerini hissederken. Vücudunu tekrar canlı kılmak için karşında milyonlarca fırsat var. Bunu ancak sen yapabilirsin. Toplum, bozmak için elinden geleni yapmıştır. Senin bunu tersine çevirmen gerekir.

Duymaya, görmeye, dokunmaya, koklamaya başladığın zaman, o zaman gerçeğin kokusunu alabilirsin.

Osho / Sezgi

 

Araç çubuğuna atla