Eğitim,  Felsefe,  Gurudwara,  Vedanta,  Yoga

Yaşam ve Ölüm

Bu haftaki anlatılmaz olanları anlatan hikayemizi Arthur Schopenhauer’in “Bu dünyadaki en iç rahatlatıcı ve insanı yücelten eser olsa gerek. Yaşamımın tesellisi o oldu, ölümümün de o olacak” dediği; Hint mistisizminin temel metinlerinden olan Upanishad’ ların en eski ve etkileyicilerinden biri olan Katha Upanisad’tan seçtik.

Eser “Kathopanishad” diye de bilinir. Bhagavad Gita, bu Upanişad’tan bazı bölümleri bire bir almıştır. Hint geleneğinde diğer Upanişad öğretilerini rişiler (ermişler) vermiştir ama bu Upanişad öğretisini bizzat “Ölüm Tanrısı Yama” olarak kişileştirilmiş “ölüm” verir. Hikayesi ise şöyle:

Binlerce yıl önce, eski Hindistan’da Vacaşravasa isminde bir ermiş yaşardı, Naçiketas isminde altın kalpli bir de oğlu vardı, çok dindar bir yapısı olan bu ermiş, öldükten sonra tanrı katında iyi bir yere gelmek, cennetlere ulaşabilmek için nerdeyse bütün mal varlığını kurban amacıyla dağıttı, bütün zenginliğini sadaka olarak insanlarla paylaştı. Babası tanrı rızası için her şeyi kurban ediyor, her şeyini sadaka olarak veriyor oğlu da bütün bunları içten ve samimi bir yürekle izliyordu.

Ve öyle bir gün geldi ki Vacaşravasa’nın elindeki her şey nerdeyse tükendi, artık elinde yajna/kurban için bir şey kalmıyordu, kala kala iskelet haline gelmiş ve açlıktan ölmek üzere olan birkaç inek kaldı, babası onları da vermeyi düşünüyordu.

Babası Vacaşravasa’nın sunmayı düşündüğü kurbanlar Naçiketas’a göre tanrılara layık değildi. Sitemle:

“Kör topal hayvanları kurban etmek ne kadar uygun baba? Keşke beni, en kıymetlini kurban ederek tanrılara onları ne kadar sevdiğini gösterseydin.” dedi.

Babası bu sözleri duyunca içinden “Oğlumu da mı vereceğim? Bu nasıl olur? Mümkün değil” diye düşünür kendi kendine kızar ve oğluna yanıt vermez. fakat oğlu durmaz yine sorar “Beni kime vermek istiyorsun baba?” babası yine susar.

Fakat Naçiketas, babası sustukça bıktırıncaya kadar sormayı sürdürür nihayet babasını çileden çıkarır, babası kızarak “ölüme vereceğim seni ölüme!” der çocuk da içinden “anladım, babam beni ölüm tanrısı Yama’ya verecek” diye düşünür.

Naçiketas, bunları düşünürken babasının ağzından kızgınlıkla çıkan bu iki çift laf sanki gerçek oluverir! Çocuk bir anda yere yığılır ve koma durumuna girer, nerdeyse ölmüştür! Ama çocuk ölmez, gerçekten hiçbir farkı olmayan, gerçek gibi bir rüya görme durumuna girer, ruhu bedenden ayrılmıştır ve başka bir alemdedir artık!

Altın kalpli ve saf bir çocuk olan Naçiketas, “Babamın beni verdiği ölüm nerede?” diye düşünerek, başka bir alemde bir yerlerde gezmeye başlar ve ölüm tanrısı’nın olduğunu düşündüğü bir yere gider, “Ölüm tanrısı Yama, babam beni ölüme, yani sana verdi nerdesin?” diye seslenir ancak ölüm orada değildir. Naçiketas ölüm tanrısını bir türlü bulamaz, bu alemde 3 gün 3 gece büyük ruhsal acılarla, zaman geçer ama ölüm tanrısı Yama bir türlü ortaya çıkmaz.

3 günün sonunda Yama yanında hizmetkârlarıyla çıka gelir. “Sen kutlu misafir, 3 gün 3 gece beni bekledin. Ben misafire gösterilmesi gereken hürmeti sana sunamadım. O yüzden şimdi benden 3 dilekte bulunabilirsin. Ne istersen elde edeceksin.” dedi. Naçiketas biraz düşündü:

“Birinci dileğim: Babam huzur bulsun, sakinleşsin ve oraya döndüğümde bana olan kızgınlığı tamamen geçsin.”
Ölüm ona “Peki” dedi, sana olan öfkesi geçecek, seni kollarını açarak karşılayacak ve benden kurtulup mutlu olacak huzurlu günler geçirecek. 2.dileğin?”

“Ey ölüm, göksel ateş dedikleri nedir? Onu bilen ve uygulayan sonsuz olurmuş diye duydum bana anlat ikinci dileğim budur.”

Ölüm “Cennete ulaşmanı sağlayan bu göksel ateş senin kalbinin gizli köşelerindedir” dedi ve ona ilgili ezoterik öğretileri anlattı, peki ya 3. Dileğin?”

“Ey ölüm, insanlar öldükleri zaman bazıları “ölümden sonrası var” , bazıları ise “yok” der, insana öldükten sonra ne olur ey ölüm? Bana ölümün hakikatini anlat üçüncü dileğim budur.”

“Naçiketas Bunun cevabını veremem. Bu konuyu tanrılar bile tartışıyorken ben sana nasıl cevap verebilirim? Benden mücevherler, tarlalar, huriler, hanlar, ordular dile, istediğin ülkenin tacını dile vereyim. Bu çok hassas bir konu ölümün hakikatini sorma…”

“Ey ölüm, şimdi daha çok merak ettim! Zaten bu konuyu senden daha iyi anlatacak biri de yok ey ölüm!”

“Naçiketas, lütfen! zenginlik iste uzun ve sağlıklı bir yaşam iste, atlar filler altınlar evler iste bunları iste, iyi bir eş iste, maddi bir güç iste hepsini yerine getireceğim söz! ama ne olur bana ölümü sorma!”

“Ey ölüm, insanın ruhu zenginlikle doymuyor! Üstelik zenginlikte ölümsüzlüğe dair bir umut da yoktur, yukarda bana saydığın şeylerin hepsi geçici, tükeniyor üstelik sen hüküm sürmeye başladığında bunların hepsi zaten yok olacak ey ölüm! Bunlar beni nasıl doyursun? Ey ölüm, ölümle ve kurtuluşla ilgili bu sırrı öğrenmedikçe bil ki rahat etmeyeceğim ve bundan başka da dileğim olmayacak!”

Yama karşısındaki kişinin gerçeğin peşinde olduğunu görüyordu.

“Güzel Naçiketas, öyleyse dinle şimdi” dedi ve anlatmaya başladı: “Bak Naçiketas, şu hayatta bir ‘iyi’ vardır bir de ‘güzel’, ‘iyi’ ile ‘güzel’ tamamen ayrı şeylerdir, ’güzel’ olan kolay, süslü, parıltılı gözükür, ‘iyi’ olan ise çok zorlu ama sonuca ulaştıran bir yoldur, biri amaca ulaştırır, diğerini seçen ise doğum ölüm döngüsüyle defalarca benim elime düşer!

Bu hayatta akıllı kişiler iyiyi güzele tercih eder, daha az akıllı olanlar ise kazanma ve biriktirme içgüdüsüyle güzel olanı tercih eder ve defalarca elime düşerler ve düşmeye de devam ederler. İşte güzeli iyiye tercih edenler, benim hükümdarlığımdan bir türlü kurtulamazlar Naçiketas! Ayrıca “sadece bu dünya var ötesi yok” diyenler de defalarca benim elime düşerler ve düşmeye de devam ederler.

Ey Naçiketas, ben senin kararlılığını denedim! sen ‘güzel’ e dair göz boyayıcı her şeyi yendin, hepsini bertaraf ettin, ‘iyi’ yi seçtin sen pek çok insanın defalarca elime düşmesine neden olan o güzel ve zenginlik kolyesine takılmadın…”

Bundan sonra mistik öğretiler uzun uzun etkileyici şekilde sıralanır: Birkaçı şöyle:

Atman, en büyük şeylerden bile daha büyük aynı zamanda en küçük zerrelerden de daha küçüktür, bu atman, her canlının kalbinin derinliklerinde gizlidir.
o öyle bir varlıktır ki yerinde sabit otururken çok çok uzaklara gider, yatarken aynı anda her yere gider, o geçici bedenler içinde bedensiz olandır, o her şeyi kaplayan ve her şeyi kapsayan sonsuz ruhtur.

Naçiketas şöyle düşün, ruh/atman bir at arabasının sürücüsünü kontrol eden esas güçtür, beden arabadır, bilinç arabanın sürücüsü, akıl da bilincin/sürücünün elindeki dizginlerdir, duyular atlar, duyu nesneleri yani objeler de arabanın önündeki yollardır. İşte duyu organları, akıl ve bedenle karışmış olan bu atman “hoşlanan” yaşarken “tatmin olan” dır.

Aklını dengede tutamayanların duyuları, at arabasının sürücüsünü dinlemeyen hırçın atlar gibidir, aklını dengede tutanların duyuları ise uysal atlara benzer.

İşte aklını kontrol edemeyen, saf olamayan kişi yüce amaca ulaşamaz ve doğum ölüm yolunda gider durur, aklını kontrol etmeyi başarıp özü idrak edebilenler ise bir daha hiç doğmaz.

O atman, sulardan önce vardı, gerçekte doğmamış olduğu halde herkesle ve her şeyle yeniden doğar, yaşam olup doğar o, canlılar olup doğar, kalbin gizli köşelerinde barınır hep.

Bütün tanrılar ve her şey o’ndadır, bu gerçeğe varıldı mı artık çokluk yanılsaması biter, çokluk gören defalarca elime düşer, ölümden ölüme gider, teklik gerçeğini algılayan ise kurtulur.

Saf su saf suya akınca nasıl onunla tamamen bir olursa aydınlanmış ruh sahibi kişi de böyledir. herkesin içindeki bu sonsuz öz, güneştir, havadır, göklerde yaşar o, yerlerde yaşar, her canlıda yaşar, her yerde yaşar, kayalardadır o, şu sığır sürülerindedir, her yerdedir ve her şeydir, o gerçekte yaşar.”

“Sana Tanrı’dan ve yaşamdan sonra nelerin vuku bulduğundan bahsedeyim. Hava nasıl tek bir varlık olduğu halde bulunduğu yerin şekline bürünür ve kimse tarafından görünmez ise Atman da öyledir. Bedenimizin şekline bürünmüştür ama kimse tarafından görülmez.’’

“Kötülük insanın bedenine zarar verebilir ama bu zarar Atman’a ulaşmaz. Atman erişilmezdir, dokunulmazdır. Ateş bedeni yakar ama ona dokunamaz o zaten Nur’dur.”

“Peki ben o Nur’a nasıl ulaşabilirim?” diye sordu Naçiketas.’’

“Elbette Tanrı’ya ulaşarak. Tanrı gökten çakan bir yıldırım gibi kudretiyle insanları korkutabilir. Ama tam tersine ona ulaşanlar tüm korkularından arınırlar. Ona ulaşmadıkça da ölüm ve doğum döngüsünde takılı kalır insanoğlu.’’

“Duyuların üzerinde zihin, zihnin üzerinde akıl, aklın üzerinde ego ve onun üzerinde de henüz tezahür etmemiş “İlk Sebep” vardır. Tanrı tezahür etmemiş olanın ötesindedir. Onu tanımak insanı özgür ve ölümsüz kılar.’’

Araç çubuğuna atla